Barolar Birliği Başkanı Avukat Hasan Esendağlı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda yapılan değişikliğin önemine vurgu yaptı
“AİHM’de de aynı yaklaşım var”… 48’inci maddedeki değişikliği açıklayan Esendağlı, düzenlemenin temelinde masumiyet karinesinin bulunduğunu belirterek, bir kişinin mahkeme tarafından suçlu bulununcaya kadar suçsuz kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Hem anayasal ilkeler hem de AİHM standartlarının bu yaklaşımı benimsediğini belirten Esendağlı, tutuklamanın bir ceza değil, istisnai bir koruma tedbiri olduğuna dikkat çekti.
“Beraat edenlerin kaybettikleri zaman geri gelmiyor”… Tutuklu yargılama nedeniyle aylarca hatta yıllarca cezaevinde kalan kişilerin daha sonra beraat etmeleri halinde yaşadıkları mağduriyetin telafi edilemediğini ifade eden Başkan Esendağlı, yeni düzenlemenin bu tür hak kayıplarını azaltmayı hedeflediğini vurguladı.
Yusuf Bahadır AYDIN
Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nın 48’inci maddesinde yapılan değişiklik, kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, Kıbrıs Türk Barolar Birliği Başkanı Avukat Hasan Esendağlı düzenlemenin gerekçelerini ve hedeflerini anlattı.
KIBRIS TV’de Hasan Hastürer’in sunduğu Taşlar Dökülürken programına telefonla bağlanan Esendağlı, değişikliğin belirli bir dava için değil, yıllardır hukuk çevrelerinde tartışılan yapısal bir sorunun çözümü amacıyla hazırlandığını söyledi.
48’inci maddede ne değişti?
Yasanın eski halinde mahkemelere, önlerindeki davaları erteleme ve sanıkların tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına ilişkin geniş bir takdir yetkisi tanınıyordu. Ancak yeni düzenleme ile önemli bir kriter getirildi.
Buna göre, sanık hakkında daha önce verilmiş bir teminat emri bulunması halinde, bu teminatın sanığın yargılamadan kaçmasını önlemeye yeterli olmayacağı yönünde mahkemeye somut ve yeterli gerekçe sunulmadıkça tutuklama kararı verilemeyecek.
Esendağlı, mahkemenin son ürettiği kararın da doğrudan bu düzenleme çerçevesinde değerlendirildiğini ifade etti.
“Asıl olan tutuksuz yargılamadır”
Düzenlemenin temelinde masumiyet karinesinin bulunduğunu vurgulayan Esendağlı, bir kişinin mahkeme tarafından suçlu bulununcaya kadar suçsuz kabul edilmesi gerektiğini söyledi.
Hem anayasal ilkeler hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarının bu yaklaşımı benimsediğini belirten Esendağlı, tutuklamanın bir ceza değil, istisnai bir koruma tedbiri olduğuna dikkat çekti.
Esendağlı, “Asıl olan tutuksuz yargılamadır. Bir kişinin kaçacağına veya yargılamayı engelleyeceğine dair ciddi gerekçeler yoksa özgürlüğünden mahrum bırakılmaması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.
“Ağır Ceza Mahkemelerinde yerleşmiş uygulama eleştirildi”
Hasan Esendağlı, uzun yıllardır Ağır Ceza Mahkemelerinde fiilen yerleşen uygulamanın, suçunu kabul etmeyen sanıkların otomatik olarak tutuklanması sonucunu doğurduğunu söyledi.
Mahkemelerde teorik olarak tutuklama ve serbest yargılama konusunda takdir yetkisi bulunmasına rağmen, uygulamada Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan kişilerin büyük ölçüde tutuklu yargılandığını ifade eden Esendağlı, bunun önemli hak kayıplarına neden olduğunu belirtti.
Tutuklu yargılamanın bazı sanıklar üzerinde baskı oluşturduğunu kaydeden Esendağlı, uzun süre cezaevinde kalma ihtimali nedeniyle bazı kişilerin işlemediklerini düşündükleri suçları kabul etme eğilimine girebildiklerini söyledi.
“Beraat edenlerin kaybettikleri zaman geri gelmiyor”
Tutuklu yargılama nedeniyle aylarca hatta yıllarca cezaevinde kalan kişilerin daha sonra beraat etmeleri halinde yaşadıkları mağduriyetin telafi edilemediğini ifade eden Esendağlı, yeni düzenlemenin bu tür hak kayıplarını azaltmayı hedeflediğini belirtti.
Yeni sistemle birlikte sanıkların avukatlarıyla birlikte savunmalarını hazırlayarak yargılamaya katılabileceklerini, mahkeme sonunda suçlu bulunmaları halinde ise verilen cezayı çekmek üzere cezaevine gönderileceklerini söyledi.
“Dava süreçlerinin hızlanması bekleniyor”
Esendağlı, düzenlemenin yalnızca bireysel haklar açısından değil, yargı sisteminin işleyişi açısından da önemli sonuçlar doğuracağını ifade etti.
Mevcut uygulamada tutuklu sanıkların dosyalarına öncelik verilmesi nedeniyle diğer davalarda gecikmeler yaşandığını belirten Esendağlı, tutuksuz yargılamanın yaygınlaşmasıyla birlikte Ağır Ceza Mahkemelerinin iş yükünü daha dengeli şekilde yönetebileceğini söyledi.
Sosyal medya baskısına dikkat çekti
Programda kamuoyundaki tartışmalara da değinen Esendağlı, açık davalar üzerinden yürütülen sosyal medya kampanyalarının ve linç kültürünün yargı süreçleri üzerinde baskı oluşturduğuna dikkat çekti.
Mahkemelerin kamuoyu beklentileriyle değil, hukuk kuralları ve dosyadaki deliller doğrultusunda karar vermesi gerektiğini belirten Esendağlı, adil yargılanma hakkının herkes için geçerli olduğunu vurguladı.
Yargının sosyal medya yönlendirmelerinden bağımsız hareket etmesinin hukuk devleti açısından hayati önem taşıdığını ifade eden Esendağlı, mahkemelerin baskı altında bırakılmasının uzun vadede adalet sistemine zarar vereceğini söyledi.
“Düzenleme yılların tartışmasının sonucu”
Hasan Esendağlı, söz konusu değişikliğin ani bir karar olmadığını, yıllardır hukuk çevrelerinde tartışılan ve çeşitli platformlarda dile getirilen bir sorunun çözümü amacıyla hazırlandığını belirtti.
Barolar Birliği’nin de uzun süredir bu konuda çalışma yürüttüğünü ifade eden Esendağlı, yeni düzenlemenin adil yargılanma hakkını güçlendireceğine ve hukuk devleti ilkeleriyle daha uyumlu bir sistem oluşturacağına inandıklarını kaydetti.