Başbakan Ünal Üstel Taşınmaz Mal Komisyonu kararıyla ilgili açıklamada bulundu.
Başbakan Ünal Üstel’in açıklaması şöyle:
“Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 9-11 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği toplantıda Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) dosyasına ilişkin alınan karar, bazı çevrelerin kamuoyuna yansıtmaya çalıştığı gibi Komisyonumuzun etkinliğini ortadan kaldıran veya hukuki statüsünü zayıflatan bir karar değildir.
Alınan karar, Avrupa Konseyi Sekretaryası’nın belirli hususlarda teknik bir çalışma hazırlamasına yönelik prosedürel bir yetkilendirmeden ibarettir. Ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden resmi bir yorum talep edilmiş ne de Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkinliğini sorgulayan herhangi bir karar alınmıştır.
Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından defalarca etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmiş, bugüne kadar binlerce başvurunun sonuçlandırılmasına katkı sağlamış ve uluslararası hukuk bakımından meşruiyeti teyit edilmiş bir mekanizmadır.
Hükümet olarak göreve geldiğimiz ilk günden itibaren Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkinliğinin korunmasını ve daha da güçlendirilmesini temel önceliklerimizden biri olarak gördük. Bu anlayışla gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirirken, Komisyonun çalışmalarını sürdürebilmesi ve kararlarının uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan kaynakların oluşturulmasına da özel önem verdik.
Çünkü TMK’nın etkinliği yalnızca hukuki statüsüyle değil, kararlarının uygulanabilirliği ve vatandaşlara sunduğu çözüm mekanizmasının işlerliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. Hükümetimiz bu bilinçle hareket etmiş, Komisyonun etkin bir iç hukuk yolu olarak varlığını sürdürmesi için gerekli siyasi iradeyi ortaya koymuş, ihtiyaç duyulan mali zeminin güçlendirilmesi yönünde kararlı adımlar atmıştır.
Bugün gelinen noktada, Taşınmaz Mal Komisyonu kapsamında bugüne kadar gerçekleştirilen ödemelerin ve yaratılan kaynakların önemli bir bölümü hükümetlerimiz döneminde sağlanmış, böylece Komisyonun etkinliğinin korunmasına ve uluslararası hukuk nezdindeki konumunun güçlendirilmesine önemli katkı yapılmıştır.
Bu noktada şu gerçeğin de altını çizmek gerekir ki, yıllar boyunca Taşınmaz Mal Komisyonu’nun öneminden ve korunması gerektiğinden söz eden bazı çevrelerin, konu somut adım atmaya geldiğinde aynı kararlılığı ortaya koyamadıkları da ortadadır.
TMK’nın etkinliğinin yalnızca söylemlerle değil, güçlü bir siyasi irade, gerekli yasal düzenlemeler ve sürdürülebilir mali kaynaklarla korunabileceği açıktır. Komisyonun varlığını savunmanın en somut göstergesi, kararlarının uygulanabilmesini sağlamak ve yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için gerekli zemini oluşturmaktır.
Hükümetimiz bu sorumluluğun gereğini yerine getirmiş, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkin bir iç hukuk yolu olarak varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyulan adımları kararlılıkla atmıştır. Bu nedenle bugün TMK’nın etkinliğinden söz edilebiliyorsa, bunun arkasında ortaya konulan siyasi irade, gerçekleştirilen düzenlemeler ve sağlanan kaynaklar bulunmaktadır.
Toplantı sırasında birçok üye devletin ve Avrupa Konseyi Sekretaryası’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına atıf yaparak mülkiyet başlığının kapatılması gerektiği yönünde görüş ortaya koyması da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki hukuki tezlerinin ne kadar güçlü temellere dayandığını bir kez daha göstermiştir.
Hükümet olarak süreci yakından takip ediyoruz. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir uyum içerisinde, hem Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkinliğinin korunması hem de Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarının savunulması amacıyla gerekli tüm diplomatik, siyasi ve hukuki girişimleri kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Kıbrıs’taki mülkiyet meselesinin kalıcı ve kapsamlı çözümünün, adadaki siyasi sorunun adil, gerçekçi ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulmasından geçtiği gerçeğini de bir kez daha vurgulamak isterim.
Kimsenin prosedürel nitelikteki bir gelişmeyi siyasi propaganda malzemesi haline getirerek halkımızda endişe yaratmasına izin vermeyeceğiz. Taşınmaz Mal Komisyonu görevini sürdürmektedir, etkinliğini korumaktadır ve uluslararası hukuk zeminindeki meşruiyetini muhafaza etmektedir.
Devletimizin haklarını, halkımızın çıkarlarını ve Kıbrıs Türkü’nün geleceğini Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir dayanışma içerisinde kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.”