9 Ağustos 2026 Pazar

Dil gelişiminde ‘şüphe’ en önemli uyarıcı

KIBRIS 13
Yayınlama: 09 Ağustos 2026 Pazar 14:10 | Güncellendi: 09.08.2026 12:30 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
Dil ve Konuşma Terapisti Mürüde Gingi Kuşappi, dil ve konuşma bozuklukları konusunda erken tedavinin önemine değindi, ailelere önemli mesajlar verdi:
Dil gelişiminde ‘şüphe’ en önemli uyarıcı

Dil ve Konuşma Terapisti Mürüde Gingi Kuşappi, dil ve konuşma bozuklukları konusunda erken tedavinin önemine değindi, ailelere önemli mesajlar verdi:

 

 

Ailelerin sıklıkla yaptığı hatalar!… Ailelerin sıklıkla yaptığı hatalar konusunda da açıklamalarda bulunan Kuşappi, ‘Bekleyelim, büyüyünce düzelir’, veya ‘Babası da geç konuşmuştu’ anlayışının en sık yapılan hatalardan olduğunu kaydederken özellikle 2 yaş civarında belirgin dil geriliğinin olması ve kekemeliğin 6 aydan uzun sürmesinin terapinin şart olduğunu gösterdiğini vurguladı.

 

Candan MERT

 

Günümüzde çocuklardan yetişkinlere kadar her yaş grubunu etkileyebilen dil ve konuşma bozukluklarında erken tanı ve doğru müdahale büyük önem taşıyor. Ancak birçok aile, “Büyüyünce düzelir” düşüncesiyle profesyonel desteği geciktirirken bu durum bireylerin eğitim, sosyal yaşam ve iletişim becerilerini olumsuz etkileyebiliyor. Dil ve Konuşma Terapisti Mürüde Gingi Kuşappi, dil ve konuşma bozukluklarının belirtilerinden ekran kullanımının çocukların dil gelişimi için etkilerine, toplumdaki yanlış inanışlardan erken terapinin önemine kadar merak edilenleri KIBRIS’a anlattı.

Dil ve Konuşma Terapisti Mürüde Gingi Kuşappi

“Mesleki gelişimimi ön planda tuttum”

 

Terapist Mürüde Gingi Kuşappi, dil ve konuşma terapisi alanında aldığı birçok eğitimle uzmanlaştığını kaydederken akademik kariyerini Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü’nü birincilikle tamamlayarak taçlandırdığını dile getirdi. Mezuniyetinden itibaren mesleki gelişimini ön planda tutarak sürekli çalıştığını vurgulayan Kuşappi, “Floortime 201, Sesime Gel Dil ve İletişim Becerilerine Müdahale Programı, Kekemelikte Kızıboğa Modeli, ETEÇOM ve Küçük Adımlar gibi kanıta dayalı güçlü terapi modellerini uygulamaktayım.” ifadelerini kullandı.

 

“Belirtiler iki ana başlıkta incelenebilir”

 

Dil ve konuşma terapisinin, doğumdan yaşlılığa kadar geniş bir yaş aralığında iletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarını kapsadığını belirten Kuşappi, dil ve konuşma terapistine başvurulması gereken belirtilerin ‘çocuk’ ve ‘yetişkin’ dönemi olarak iki ana başlıkta incelenebileceğini söyledi. Bu belirtileri kapsamlı bir şekilde açıklayan Kuşappi, çocukluk dönemi belirtilerinin içerisinde ‘Gecikmiş dil ve konuşma’ maddesinin bulunduğunu kaydederken, “12-15 aylık olmasına rağmen anlamlı ilk kelimelerin çıkmaması, 2 yaşında en az 50 kelimelik bir dağarcığa sahip olmaması ve ‘anne ver’, ‘baba gitti’ gibi iki kelimelik basit cümleler kuramaması, 3 yaşında konuşmasının aile dışındaki kişilerce anlaşılamaması bu maddenin içerisine giren belirtilerdir.” dedi.

Bir diğer maddenin ‘Sesletim ve Fonetik Bozukluklar’ olduğunu belirten Kuşappi, bu maddede ise, ‘Belirli sesleri üretememe’, ‘arı yerine ayı, kapı yerine tapı deme gibi sesleri düşürme veya değiştirme gibi belirtilerin yer aldığını söyledi. Kekemelik ve hızlı bozuk konuşma maddesi altında akıcılık bozukluklarının da terapiste gidilmesi gereken belirtilerden olduğuna dikkat çeken Kuşappi, “Bir diğer maddeler ise, ‘Sosyal iletişim güçlükleri’, yutma ve beslenme güçlükleri gibi maddelerdir. Sosyal iletişim güçlüklerini ‘karşılıklı etkileşim kurmada güçlük çekme’ belirtisiyle, Yutma ve beslenme güçlüklerini ise ‘çiğneme, yutma esnasında zorlanma veya gıda reddi’ belirtisiyle açıklayabiliriz.” dedi.

 

“Yetişkinlik dönemi belirtileri de var”

 

Yetişkinlik dönemi belirtilerine de değinen Mürüde Kuşappi, “İnme veya felç, kafa travması veya Parkinson, ALS gibi nörolojik hastalıklar sonrasında dili anlama, kelime bulma veya cümle kurma becerilerinin kaybı (Afazi), konuşma organlarının kas kontrol kaybına bağlı olarak konuşmanın anlaşılmaz veya peltek hale gelmesi (Dizartri), ses kısıklığı, sesin çatallanması, ses kaybı veya profesyonel ses kullanımı sorunları (Ses Bozuklukları), yetişkinlikte devam eden veya aniden başlayan akıcılık sorunları (Kekemelik)  ve yutma güçlüğü (Disfaji) de yetişkinlik dönemi belirtilerindendir.” dedi.

 

“Konuşma güçlüğünde terapiste gidilmeli”

 

Ailelerin sıklıkla yaptığı hatalar konusunda da açıklamalarda bulunan Kuşappi, ‘Bekleyelim, büyüyünce düzelir’, veya ‘Babası da geç konuşmuştu’ anlayışının en sık yapılan hatalardan olduğunu kaydetti. Çocukta konuşma güçlüğü şüphesinin hissedildiği anda uygun bir terapiste gitmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kuşappi, özellikle 2 yaş civarında belirgin dil geriliğinin olması ve kekemeliğin 6 aydan uzun sürmesi durumunda mutlaka terapiste başvurulması gerektiğini dile getirdi. Kuşappi, bununla beraber yetişkinlerde de nörolojik bir olay sonrası iletişim veya yutma kaybı yaşanması halinde yine uzman bir terapiste gidilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

 

“Dil ve konuşma bozukluklarında artış var”

 

Son yıllarda hem klinik gözlemler hem de yapılan araştırmaların dil ve konuşma bozukluklarında belirgin artış olduğunu gösterdiğini ifade eden Kuşappi, bu anlamda en sık karşılaştıkları sorunların ‘Gecikmiş Dil ve Konuşma’, ‘Sosyal-İletişimsel Alan Yetersizlikleri, ‘Artikülasyon ve Fonolojik Bozukluklar’, ‘Akıcılık Bozuklukları (Kekemelik)’ olduğunu söyledi.

 

“Artışın temel nedeni dijital ekran yoğunluğu”

 

Bu artışın temel nedenlerinin başında ‘Dijital Ekran Yoğunluğu ve Pasif Uyarılma’nın geldiğini kaydeden Mürüde Kuşappi, çocukların erken yaşta uzun süre televizyon, tablet ve telefon ekranına maruz kalmasının bu problemi doğurduğunu dile getirdi. Artışın bir diğer nedeninin ‘Sosyal Çevrenin ve Yüz Yüze Etkileşimin Azalması’ olduğunu söyleyen Kuşappi, bunun, ‘Çekirdek aile yapısının yaygınlaşması, çocukların akranlarıyla ve yetişkinlerle doğal oyun alanlarında vakit geçirme oranının düşmesi’ olarak da açıklanabileceğini kaydetti.

Dil ve konuşma bozukluklarının artışının bir diğer nedeninin ‘Pandemi sürecinin etkileri’ olduğunu belirten Kuşappi, izolasyon döneminde doğan ve büyüyen çocukların zengin dil girdisinden ve sosyal ortamlardan mahrum kaldığına dikkat çekti. Toplumsal farkındalığın artmasının da bu nedenler arasında sayılabileceğini söyleyen Kuşappi, “Ebeveynlerin ve eğitimcilerin dil ve konuşma bozuklukları konusunda eskisine kıyasla daha bilinçli olması, kliniğe başvuru oranını ve erken tanı olasılığını artırmıştır.” ifadelerini kullandı.

 

“0-3 dönemi dil için kritik bir dönem”

 

Ekran kullanımının çocukların dil gelişimi üzerindeki etkilerine de değinen Terapist Mürüde Kuşappi, bu anlamda ailelerin yaptığı hataları da değerlendirdi. Dil gelişiminin yalnızca kelime duymakla değil, aynı zamanda karşılıklı iletişim kurmakla gelişeceğine vurgu yapan Kuşappi, “Televizyon, tablet veya telefon tek başına çocuğa dil öğretmez. Çocuk; göz teması kurarak, sıra alarak, soru sorarak, cevap vererek ve oyun oynayarak dili öğrenir.” dedi.  Kuşappi, beyin gelişiminin 0-3 yaş aralığında yüzde 80 oranında tamamlandığını vurgularken, bu dönemin dil kazanımı için kritik pencere olduğunu kaydetti. Kuşappi, “Dil, pasif bir dinleme süreci değil; karşılıklı etkileşim, göz teması, jest-mimik ve duyusal deneyimlerle öğrenilen canlı bir süreçtir.” ifadeleriyle, iletişimde karşılıklı etkileşimin önemine vurgu yaptı.

 

“Ekran süresi arttıkça kelime dağarcığı azalıyor”

 

Ekran kullanımının olumsuz etkilerini de değerlendiren Kuşappi, bu anlamda ‘pasif maruziyet’ maddesini ön plana koyarak, “Ekran tek yönlü bir uyaran sunar. Çocuk ekrana bakar ancak ekrandaki karakter çocuğun jestlerine veya seslerine yanıt veremez. Bu durum, beynin iletişim ağlarının gelişmesini engeller.” dedi. Bu anlamda ‘Karşılıklı İletişim Eksiliği’ anlamında da ekran karşısındaki çocuğun ‘sıra alma’ ve ‘göz teması kurma’ becerilerini geliştiremeyeceğine dikkat çekti. Ekranın olumsuz etkilerinden bir diğerinin ‘Alıcı ve İfade Edici Dil Becerilerinde Gerilik’ olduğunu kaydeden Kuşappi, çalışmaların, günlük ekran süresi arttıkça çocukların kelime dağarcığının daraldığını ve ifade edici dil yetilerinin geciktiğini gösterdiğinin altını çizdi.

 

“Ağlama nöbetlerini ekranla yatıştırmayın”

 

Terapist Kuşappi, “Aileler bu anlamda bazı hatalar yapıyor. Bu hataların en önemlisi ‘Çocuk yemek yesin diye ekran açmak’tır. Çocuğun dikkatini dağıtarak yemek yedirmek hem çiğneme/yutma farkındalığını zedeler hem de aile içi sohbet olanağını ortadan kaldırır. İkincisi ise ‘Eğitici video/çizgi film yanılsaması’ olarak karşımıza çıkar. Bu anlamda aileler, “İngilizce kelimeler öğreniyor” veya “Eğitici içerik izliyor” düşüncesiyle ekrana izin veriyor. Ancak gerçek yaşam etkileşimi olmadan izlenen içerikler, dili iletişimsel amaçla kullanmayı öğretmez.” dedi. Ailelerin yaptığı bir diğer hatanın ‘Ağlama ve öfke nöbetlerini ekranla yatıştırmak’ olduğunu vurgulayan Kuşappi, bu hatanın, çocuğun duygu düzenleme, bir diğer anlamıyla öz-düzenleme becerisini geliştirmesini engelleyeceğini söyledi. Arka planda televizyonun sürekli açık bırakılmasının da bu hatalardan biri olduğunu belirten Kuşappi, evde arka planda sürekli çalışan televizyonun, çocuğun odaklanma ve konuşma seslerini ayırt etme becerisine zarar vereceğini vurgulayarak bu gibi hatalardan kaçınılması gerektiğini kaydetti.

 

“Doğru bilinen yanlışlar çocukların yıllarından çalıyor”

 

Bazı ailelerin konuşma bozukluklarının yalnızca psikolojik nedenlerden kaynaklandığını veya terapinin yalnızca çocuklara yönelik olduğunu düşündüğünü söyleyen Kuşappi, bu inanışın aksine Dil ve Konuşma Terapistleri’nin bebeklerden yaşlı bireylere kadar her yaş grubuyla çalıştığını dile getirdi. Kuşappi, bu tarz yanlış inanışlardan dolayı değerlendirme ve terapilerin geciktiğini ve bu anlamda tedavi süreçlerinin de uzadığını vurgularken, bu durumun çocuğun akademik ve sosyal gelişimini de olumsuz etkileyebildiğini vurguladı. Kuşappi, “Toplumumuzda doğru bilinen pek çok yanlış, maalesef çocukların en verimli gelişim yıllarının kaybolmasına neden olmaktadır.” ifadelerini kullandı.

 

Toplumda doğru bilinen yanlışlar ve gerçekleri

 

‘Toplum içerisindeki en yaygın yanlış inanışlar ve gerçekler’ konusunu detaylıca açıklayan terapist Mürüde Kuşappi, bu inanışları şu şekilde açıkladı:

“‘Yanlış: ‘Büyüyünce düzelir, okula başlayınca açılır.’

Gerçek: Dil gelişimi kendiliğinden mucizevi şekilde tamamlanmaz. Temelde yatan bir problem varsa okul döneminde okuma-yazma güçlüğüne ve akademik başarısızlığa dönüşür.

Yanlış: ‘”Babası/amcası da 4 yaşında konuşmuştu, genetik bu.’

Gerçek: Ailede geç konuşma öyküsü olması çocuk için bir risk faktörüdür; beklemek için bir gerekçe değil, tam aksine erken değerlendirme için bir nedendir.

Yanlış: ‘Dil altı bağını kestirirsek hemen konuşur.’

Gerçek: Dil altı bağı sadece bazı belirli seslerin (örneğin /r/ veya /l/) üretilmesini fiziksel olarak kısıtlayabilir. Çocuğun kelime çıkarmaması veya cümle kuramaması dil altı bağı ile ilgili değildir; dil gelişimsel bir süreçtir.

Yanlış: ‘Kreşe verelim, hemen konuşur.’

Gerçek: Kreş sosyal uyaran sağlar ancak terapi niteliği taşımaz. Dil bozukluğu olan bir çocuk, akranları arasında ifade güçlüğü yaşayarak daha da içe kapanabilir veya hırçınlaşabilir.

Yanlış: ‘Dil ve konuşma terapisti sadece harf/ses çıkartır.’

Gerçek: Terapistler; dili anlama, ifade etme, akıcılık, ses sağlığı, yutma fonksiyonları ve nörolojik iletişim bozukluklarının tamamında yetkili uzmandır.”

 

“Erken tanı doğru destek sağlar”

 

Mürüde Kuşappi, bu yanlış bilgilerin tedaviye olumsuz etkilerinin bulunduğunu vurgularken, aynı zamanda erken müdahale imkanını da ortadan kaldıracağını kaydetti. Kuşappi, “Kliniğimize 5-6 yaşında getirilen bir çocukta terapi süreci, 2-3 yaşında müdahale edilen bir çocuğa göre çok daha uzun ve zorlu geçebilmektedir” ifadeleriyle, dil bozukluklarının erken teşhis edilerek bu bozukluklara erken müdahalede bulunulmasının önemine vurgu yaptı. Erken tanının, beynin öğrenmeye en açık olduğu dönemde, bireye doğru desteğin verilmesini sağladığına dikkat çeken Kuşappi, “Özellikle okul öncesi dönemde başlanan terapi, çocuğun iletişim becerilerini güçlendirerek okul yaşamına daha hazır başlamasına katkı sağlar.” dedi.

 

“Tedavi gecikirse, tüm hayat etkilenir”

 

Bunun aksi durumu olan tedavinin gecikmesi durumunun ise akademik başarıyı, okuma-yazma becerilerini, özgüveni ve sosyal ilişkileri olumsuz etkilediğini kaydeden Kuşappi, bu anlamda kendini ifade etmekte zorlanan çocukların arkadaş edinmede güçlük yaşayarak içine kapanabileceğini vurguladı. Tedavinin gecikmesinin yetişkin bireylerin yaşamında da etki bırakacağını söyleyen Kuşappi, konuşmasında, “Yetişkinlerde ise iletişim sorunları iş yaşamını, sosyal ilişkileri ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Bu nedenle erken müdahale yalnızca konuşmayı değil, bireyin yaşam kalitesini de destekleyen önemli bir adımdır.” ifadelerine yer verdi.

 

“Erken tedavi dönemi altın çağdır”

 

Terapist Kuşappi, erken tanının temelinde ‘Nöroplastisite’ denilen ‘beynin şekillenebilme ve öğrenebilme esnekliği’nin yattığını vurgularken “İnsan beyni ilk yıllarda nöronal bağlantılandırmayı en yüksek hızda gerçekleştirir. Bu altın çağ kaçırılmadığında terapi başarısı dramatik şekilde yükselir.” dedi. Gecikilen vakalarda karşılaşılan tabloyu da yorumlayan Kuşappi, “Eğitim ve akademik hayat kapsamında bakacak olursak, okul öncesi dönemde dil ve artikülasyon sorunu çözülmeyen çocuklar, ilkokula başladıklarında okuma-yazma öğrenmede ciddi güçlükler yaşar. Bu güçlükler; ‘disleksi riskinde artış’, ‘ses-harf eşleme sorunları’, ‘okuduğunu anlayamama’ gibi güçlüklerdir. Sosyal ve duygusal alan olarak baktığımızda, isteklerini ve duygularını ifade edemeyen çocuklarda yoğun hırçınlık, öfke nöbetleri, ağlama krizleri görülür. Bu çocuklar akran zorbalığına maruz kalabilirler, oyunlara alınmadıkları için özgüven kaybı ve sosyal kaygı yani anksiyete geliştirirler.” ifadelerini kullandı.

Kuşappi, inme veya kafa travması sonrası erken afazi/dizartri (anlama beceri kaybı ve dil peltekleşmesi) terapisi almayan yetişkinlerin ise kendilerini toplumdan soyutlayacağını, iş hayatına dönemeyeceğini ve depresyon riski ile karşı karşıya kalacaklarını kaydederken, yutma güçlüğü terapisinin geciktirilmesi halinde ise akciğer enfeksiyonları gibi hayati risklerin doğabileceğine vurgu yaptı.

 

“Uzmana danışmaktan çekinmeyin”

 

Temel anlamda dil ve iletişimin, bireyin yaşamı boyunca en temel becerilerinden biri olduğunu söyleyen Terapist Mürüde Gingi Kuşappi, “Bu nedenle ailelere en önemli önerim, çocuklarını yaşıtlarıyla kıyaslamak yerine gelişim basamaklarını takip etmeleri ve akıllarına takılan en küçük durumda bile bir uzmana danışmaktan çekinmemeleridir. Erken değerlendirme hiçbir zaman zarar vermez; aksine gerekirse erken müdahale fırsatı sunar, herhangi bir sorun yoksa da aileye güven verir.” ifadeleriyle, ailelere önemli mesajlar verdi. İletişimin, bireyin en temel insani hakkı olduğuna vurgu yapan Kuşappi, bu hakkın duyguların, düşüncelerin ve varlığın ifade edilme aracı olduğunu kaydetti.

 

“Çocuklarınızla göz teması kurun”

 

Tüm bunların ışığında topluma ve ailelere mesajlar da veren Kuşappi, “Çocuklarınızla geçirdiğiniz zamanın kalitesine odaklanın. Ekranları hayatınızda bir ‘bakıcı’ veya ‘suskunlaştırıcı’ olarak değil, sınırlı bir araç olarak görün. Çocuğunuzla göz teması kurarak konuşun, ona kitap okuyun, birlikte şarkılar söyleyin ve onun kurduğu cümleleri düzeltmek yerine doğru modeli sunarak sabırla dinleyin.

Gelişimsel süreçlerde ‘şüphe’ en önemli uyarıcıdır. Çocuğunuzun veya bir yakınınızın dil, konuşma, ses veya yutma becerilerinde yaşından beklenen aşamada olmadığını düşünüyorsanız, kulaktan dolma bilgilerle zaman kaybetmeden mutlaka lisans/yüksek lisans eğitimi almış yetkin bir Dil ve Konuşma Terapistinden değerlendirme randevusu alın. Erken atılan bir adım, bir çocuğun tüm geleceğini ve hayat kalitesini değiştirebilir.” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi