Doç. Dr. Azgın, Kıbrıs meselesinde 1964’te oluşan statükonun sürdüğünü kaydetti, Türkiye’nin Kıbrıs politikasındaki değişime ilişkin değerlendirmelerde bulundu; yeni paradigmaya işaret etti.
“2017 önemli bir kırılma noktası oldu”… Bilge Azgın, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında 2017’nin önemli bir kırılma noktası olduğunu belirterek, Ankara’nın federasyon yaklaşımından uzaklaşarak iki devletli çözüm politikasını öne çıkardığını söyledi. Azgın, Kıbrıs meselesinin bugünkü yapısının anlaşılması için 1963-1964 dönemine ve sonrasında oluşan uluslararası statükoya bakılması gerektiğini kaydetti.
“Erdoğan’ın çağrısı yeni değil”… Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’ndaki açıklamalarının yeni bir yaklaşım olmadığını belirten Azgın, “Sayın Erdoğan 2020 yılından itibaren düzenli bir şekilde her sene aynı çağrıyı yapıyor, aynı duruşu sergiliyor. Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün tescil edilmesi, izolasyonların sona ermesi çağrısını yineledi.” ifadelerini kullandı.
KIBRIS Özel
Akademisyen Doç. Dr. Bilge Azgın, KIBRIS TV’de Elif Şen Çatal’ın sunduğu “Gün Ortası” programında Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda KKTC’nin tanınması, izolasyonların sona erdirilmesi ve KKTC ile siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurulması yönündeki çağrısını değerlendiren Azgın, bu çağrının 2020’den bu yana her yıl tekrarlandığına dikkat çekti.
Azgın, Türkiye’nin Kıbrıs politikasındaki değişimin 2017’deki Crans-Montana sürecinin ardından belirginleştiğini belirterek, iki devletli çözüm ve federasyon modellerinin ötesinde Kıbrıs meselesini şekillendiren daha geniş bir uluslararası statüko bulunduğunu savundu.
“Erdoğan’ın çağrısı 2020’den beri düzenli şekilde tekrarlanıyor”
Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’ndaki açıklamalarının yeni bir yaklaşım olmadığını belirten Azgın, “Sayın Erdoğan 2020 yılından itibaren düzenli bir şekilde her sene aynı çağrıyı yapıyor, aynı duruşu sergiliyor. Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün tescil edilmesi, izolasyonların sona ermesi çağrısını yeniledi. Uluslararası toplumun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıması ve siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurulması gerektiği yönünde bir çağrı yaptı.” ifadelerini kullandı.
Azgın, Türkiye’nin uzun yıllar federasyon temelindeki çözüm arayışlarını desteklediğini, ancak 2017 sonrasında bu yaklaşımın Ankara açısından değiştiğini söyledi.
Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde 2004 Annan Planı sürecinde de çözüm yönünde adım attığını belirten Azgın, Kıbrıslı Türklerin plana “evet” demesiyle uluslararası toplumdan destek aldığını, ancak süreçte beklenen sonuçların ortaya çıkmadığını ifade etti.
“2004’te en çok yaklaştığımız noktaya geldik”
2004 referandumunun Kıbrıs meselesinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Azgın, dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın raporuna da atıfta bulundu.
Azgın, “2004’te Sayın Erdoğan ve Sayın Talat’ın vizyonuyla birlikte batı bloğunun desteğini aldık. En çok yaklaştığımız andı Kıbrıs sorunu açısından.” dedi.
Annan’ın referandum sonrasında hazırladığı raporda Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonların artık anlamını yitirdiğine ilişkin değerlendirmeler bulunduğunu belirten Azgın, Güvenlik Konseyi’ndeki süreçte Rusya’nın tutumunun belirleyici olduğunu savundu.
Azgın, “Güvenlik Konseyi’nde Rusya çıkıp bunu veto ediyor, bunu engelliyor. Daimi üyelerden bir tanesi. Dolayısıyla gerçekten çok yaklaştık.” ifadelerini kullandı.
“1964’te oluşan statüko hâlâ devam ediyor”
Kıbrıs meselesinin bugünkü yapısının anlaşılabilmesi için 1963-1964 dönemine bakılması gerektiğini belirten Azgın, BM’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ilişkin tutumunun adadaki siyasi dengeler üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturduğunu söyledi.
Azgın, 1964 sonrasında oluşan uluslararası statükonun bugün de sürdüğünü savunarak, “1964’te kurulan statükoyla mücadele ediyoruz şu anda. O zaman kurulan statüko dediğimiz kavram şu anda hâlâ Güney Kıbrıs’ın lehine işleyen bir sistemi besliyor.” dedi.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa süre sonra yaşanan gelişmelerin adadaki Türk ve Rum toplumları arasındaki siyasi dengeleri değiştirdiğini ifade eden Azgın, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararların da sonraki dönemde Kıbrıs Türk tarafının uluslararası konumunu etkilediğini söyledi.
“Türkiye’nin Kıbrıs politikasında 2017 bir kırılma noktası”
Azgın, 2017’de İsviçre’nin Crans-Montana kentinde gerçekleştirilen Kıbrıs konferansının Türkiye açısından önemli bir kırılma noktası olduğunu belirtti.
Türkiye’nin uzun süre federasyon modelini desteklediğini ancak 2017 sonrasında bu yaklaşımın Ankara açısından geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiğini savunan Azgın, “2017 Türkiye açısından kırılma noktasıdır. Çünkü artık Rum tarafının bölgesel ittifakları kullanarak Türkiye’ye karşı bir cephe oluşturma girişimleri ortaya çıktı. Türkiye açısından federasyon paradigmasının ciddi bir getirisi, albenisi kalmadı.” değerlendirmesinde bulundu.
Azgın, Türkiye’nin bunun yerine iki devletli çözüm yaklaşımını ve Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarlarını daha fazla öne çıkardığını söyledi.
“Federasyon tartışmasında ortak mücadele alanı görülmeli”
Kıbrıslı Türkler arasında federasyon ve iki devletli çözüm konusunda farklı görüşlerin bulunmasının doğal olduğunu ifade eden Azgın, her iki yaklaşımın da karşı karşıya olduğu daha geniş bir uluslararası statüko bulunduğunu savundu.
Azgın, “İki devlet diyen de federasyon diyen de aynı uluslararası statükoya karşı mücadele ettiklerinin farkında olsunlar. Daha büyük bir statüko var bizim mücadele ettiğimiz. Hepimizin, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’deki insanların yıllardan beridir mücadele ettiği şey bu.” diye konuştu.
“Hristodulidis’in ‘2017’de kaldığımız yerden devam’ çağrısı yeni değil”
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in müzakerelerin 2017’de kaldığı yerden devam etmesi yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Azgın, bunun Rum tarafının uzun süredir dile getirdiği bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Azgın, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son açıklamalarında da 15 yıllık federasyon sürecine dikkat çektiğini belirtti. Ankara’nın artık aynı müzakere modelinin sürdürülmesini rasyonel görmediği yönündeki yaklaşımın öne çıktığını ifade etti.
2017’de gündeme gelen altı maddelik Guterres çerçevesinin de yeniden tartışıldığını belirten Azgın, garantörlük konusunun bu çerçevede kritik başlıklardan biri olduğunu söyledi.
“Türkiye’nin garantörlüğünün devre dışı bırakılması önemli bir başlık”
Türkiye’nin garantörlük hakkının Kıbrıs Türklerinin güvenliği açısından önemli olduğunu savunan Azgın, federasyon temelindeki bir çözümde Türkiye’nin garantörlüğünün zayıflatılmasının Kıbrıs Türk tarafı açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini ileri sürdü.
Azgın, “Türkiye’yi saf dışı bırakmak, kendi tezlerini dayatmak, garantörlüğü bıraktığı an Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin uzun vadede bu topraklarda ne kadar güven içerisinde yaşayabileceği sorusu ortaya çıkar.” dedi.
Türkiye’nin 1974’teki müdahalesinin ardından adadaki Türk toplumunun güvenliği açısından Türk askerinin varlığının önemli olduğunu savunan Azgın, bu yaklaşımın Kıbrıs Türk tarafında tarihsel bir karşılığı bulunduğunu belirtti.
“BM, Kıbrıs sorununda çözümün tarafı olarak görülmemeli”
BM’nin Kıbrıs sorunundaki rolüne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Azgın, örgütün 1964’ten sonraki tutumunun Kıbrıs meselesinin bugünkü yapısının oluşmasında etkili olduğunu savundu.
Azgın, “BM Kıbrıs sorununun yaratıcısıdır, aktörüdür. Üzerinde çözümün aslında bir geçerliliği ya da inandırıcılığı yok.” görüşünü dile getirdi.
BM parametreleri çerçevesinde bir çözümün Türkiye’nin 1974 müdahalesinden sonraki gelişmeler dikkate alınarak şekillendiğini belirten Azgın, Rum tarafının federasyon söylemini sürdürürken kendi
tezlerinin de devamını sağlamaya çalıştığını öne sürdü.
“Dünya 5’ten büyüktür tartışması önemli”
BM’nin yapısının da günümüz dünyasının siyasi ve ekonomik gerçekleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Azgın, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki güç dengelerini yansıttığını söyledi.
Azgın, “1945’te İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan bir örgüt. İkinci Dünya Savaşı’nın galip gelenlerinin ödüllendirildiği bir örgüt. 80 yıl geçti. Türkiye var, Brezilya çok rahatsız, Hindistan var. Bir milyarın üzerinde nüfusu olan Hindistan’ın neden Güvenlik Konseyi’nde olmaması gerekiyor?” ifadelerini kullandı.
BM Güvenlik Konseyi’nin daha geniş bir uluslararası temsil yapısına kavuşması gerektiğini savunan Azgın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” söyleminin bu açıdan önemli olduğunu belirtti.
“Kıbrıs meselesini daha geniş tarihsel çerçevede okumak gerekiyor”
Azgın, Kıbrıs sorunundaki mevcut tartışmaların yalnızca 2017’deki müzakere sürecine indirgenmemesi gerektiğini söyledi.
1963-1964 döneminden itibaren oluşan uluslararası yapının bugün de Kıbrıs meselesinin temel unsurlarından biri olduğunu savunan Azgın, Türkiye’nin 2004’te federasyon temelindeki çözüm arayışına destek verdiğini, 2017 sonrasında ise iki devletli çözüm yaklaşımına yöneldiğini belirtti.
Azgın, “2017’ye değil, biraz daha geriye giderek süreci değerlendirmek gerekiyor. Sürecin ilerlemesi için bunu görmek lazım.” dedi.
Kıbrıs Türklerinin kendi iç meselelerine de daha fazla odaklanması gerektiğini ifade eden Azgın, sağlık, eğitim, kamu politikaları ve yönetim alanlarında reform ihtiyacına dikkat çekti.
Azgın, Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası alandaki mücadelesinin yanı sıra kendi sistemini geliştirmeye yönelik adımlar atmasının da önemli olduğunu belirterek, “Kıbrıslı Türklerin bu şartlarda yoğunlaşması gereken şey kendi sistemini iyileştirecek şeylerdir.” ifadelerini kullandı.
Programın sonunda Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin rolüne de değinen Azgın, 1974 sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığının Kıbrıs Türkleri açısından güvenlik boyutuyla değerlendirildiğini söyledi.
Azgın, “Kıbrıslı Türklerin uluslararası arenada tek müttefiki Türk ordusudur. Bizi tek ayakta tutan, 1974’ten beridir bugüne kadar geldiğimiz şey Türk ordusunun buradaki varlığıdır.” görüşünü dile getirdi.