KKTC’nin ilk kadın büyükelçisi Doç. Dr. Şahoğlu, İslamabad’daki diplomasi yıllarında deneyimlediği anılarında, temsilin görünmeyen yönlerini ve kültürler arası bağların insani boyutunu KIBRIS’a anlattı
Anılar ve deneyimler… Hasibe Şahoğlu, İslamabad’daki diplomasi yıllarından gurbette yaşadığı anılarını ve deneyimlerini anlattı. Şahoğlu, KKTC bayrağının Pakistan’daki görünmez saygının simgesi olduğunu vurgularken, bayramların ise kültürleri ve insanları birbirine yaklaştıran en güçlü bağlardan biri olduğunu söyledi.
Aliye ÖZENCİ
KKTC’nin ilk kadın büyükelçisi, emekli diplomat ve akademisyen Hasibe Şahoğlu, diplomasi yıllarına uzanan deneyimlerini İslamabad’daki görev süreci üzerinden anlatarak temsilin ve kültürel etkileşimin görünmeyen yönlerine ışık tutuyor. KIBRIS gazetesine konuşan Şahoğlu, Pakistan’daki görevi sırasında diplomatik ilişkilerin yalnızca resmî temaslarla değil, günlük yaşamın içindeki semboller ve insani bağlarla da anlam kazandığını vurguladı. İslamabad’da dalgalanan KKTC bayraklarının kendileri için görünmez bir saygı ve kabulün en güçlü göstergelerinden biri olduğunu belirten Şahoğlu, bayramlarda ve özel günlerde kurulan sofraların ise farklı kültürler arasında güçlü bağlar oluşturduğunu ifade etti.
Akademik birikimi ve diplomatik deneyimleriyle önemli mesajlar veren Şahoğlu, temsil etmenin yalnızca bir görev değil, aynı zamanda kültürleri birbirine yaklaştıran özel bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.
Bir unvan değil; derin bir sorumluluk
Hasibe Şahoğlu, ilk kadın büyükelçi olmanın heyecanını şu sözlerle anlatıyor:
İlk kadın büyükelçi olmak, insanın omuzlarına yalnızca bir unvan değil, aynı zamanda görünmez ama derin bir sorumluluk yükler. Bu, sadece kişisel bir başarı hikâyesi değildir; ardında nice kadının sesi, emeği ve sessizce kurduğu hayaller vardır. O yüzden bu görevi üstlendiğim ilk gün, içimde tarifsiz bir gururla birlikte, temsil ettiğim her şeyin ağırlığını da hissettim. Kendi adıma değil yalnızca; ülkem adına, kadınlar adına, görünür olmak için mücadele eden herkes adına oradaydım.
Görünmeyeni görünür kılan bayraklar
Pakistan’da görev yapmanın bu deneyimi daha da anlamlı kıldığını vurgulayan Hasibe Şahoğlu, diplomatik ilişkilerin resmi tanımaların ötesinde bir karşılık bulduğunu şöyle ifade etti:
Hele bir de Pakistan’da büyükelçi olarak görev yapmak, bu gururu daha da anlamlı kılıyordu. Pakistan, bizi resmî olarak tanımamış olsa da, sergilediği yaklaşım ve tutumla adeta büyükelçiliğimizi fiilen tanır gibi davranıyordu. İslamabad’da aracımızda, evimizde ve temsilciliğimizde dalgalanan KKTC bayrakları yalnızca birer sembol değil, görünmeyeni görünür kılan sessiz bir saygının ifadesiydi.
Gurbetle memleket arasında bayram köprüsü
Hasibe Şahoğlu, gurbette geçirdiği bayram günlerinde yaşadığı duyguları şu sözlerle anlatıyor:
Büyükelçi olduğunuzda, görev yaptığınız ülke ne kadar uzak olursa olsun, oradaki vatandaşlarınız için bayramları memlekete en yakın hâliyle yaşatmak istersiniz. Çünkü bayram, gurbetle memleket arasında kurulan en güçlü köprülerden biridir. Benim görev yaptığım ülkelerin çoğu Müslüman coğrafyalardı; Azerbaycan, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri… Bu da bayramların oralarda da aynı derinlikte yaşanmasını sağlıyordu. Bayram sabahları o tanıdık duygular yabancı bir şehirde yeniden hayat bulur; aynı sevinç, aynı içtenlik farklı mekânlarda ama aynı kalpte yaşanırdı.
Sofralarda buluşan kültürler
Bayramların yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda kültürel bir buluşma ve diplomatik bir zemin olduğunu belirten Hasibe Şahoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: Bayramlar vesilesiyle düzenlenen davetler yalnızca yemek değil, kültürlerin, geleneklerin ve dostlukların buluşma noktasıydı. Farklı ülkelerin temsilcileriyle aynı sofrada oturmak, bayramın evrensel dilini paylaşmak demekti. Biz de hem bu davetlere katılır hem de kendi sofralarımızı kurardık. O sofralarda yalnızca yemek değil; memleket kokusu, hatıralar ve özlem de paylaşılırdı.
Pakistan’da bayram deneyimi
Hasibe Şahoğlu, yurt dışında görev yaparken yaşadığı unutulmaz bir bayram hatırasını anlatarak, gurbette bayramın hem diplomatik hem de kişisel açıdan farklı bir anlam taşıdığını söyledi.
Şahoğlu, “Pakistan’da göreve başladığım ilk günlerin Ramazan ayının dingin atmosferine denk gelmesi benim için hem anlamlı hem de öğretici bir başlangıç oldu. İslamabad o günlerde bambaşka bir ritimle yaşıyordu; gündüzleri sabrın, akşamları ise paylaşmanın ve şükrün hâkim olduğu bir zaman dilimiydi. Sokakların sesi azalır, iftara doğru şehir adeta nefesini tutar, sonra bir anda yeniden canlanırdı.” dedi.
Tek kadın büyükelçi
İlk günlerden itibaren her akşam iftar davetlerine katıldığını ifade eden Hasibe Şahoğlu, bunun hem diplomatik görev hem de toplumla yakınlaşma fırsatı olduğunu şu ifadelerle söyledi:
Ben de daha ilk günlerden itibaren hemen her akşam bir iftar daveti almaya başlamıştım. Bu, hem diplomatik görevimin bir parçası hem de bulunduğum toplumu daha yakından tanımam için bir fırsattı. Ancak o dönemde İslamabad’daki tek kadın büyükelçi bendim ve eşim henüz yanımda değildi. Bu nedenle katıldığım her davet, sadece resmî bir buluşma değil; kendi içimde verdiğim küçük ama anlamlı bir mücadeleydi.
Kalabalık içinde yalnızlık
Davete katıldığı ortamlarda farklı bir kültürel düzenle karşılaştığını anlatan Hasibe Şahoğlu, o anları şöyle aktardı: Büyük salonlarda ya da geniş bahçelerde uzun sofralar kuruluyor, ancak bu masalarda tek bir kadın bile bulunmuyordu. Ben kalabalığın içinde tek başıma bir istisna gibiydim. Bu durum ilk başta oldukça tuhaf gelmişti; insan bazen kalabalıkların ortasında da yalnız kalabiliyor.
İftar anlarını da anlatan Şahoğlu, o sahnelerin kendisinde derin bir iz bıraktığını şöyle vurguladı:
İftar vakti geldiğinde herkes ayakta bir hurma ile orucunu açıyor, ardından birkaç yudum su içiyordu. Sonrasında hiç vakit kaybetmeden namaza geçiliyor, herkes birlikte hareket ederek ibadet için ayrılıyordu. Ben ise o anlarda salonda tek başıma kalıyordum… Sessizlik, kalabalığın ardından daha da belirginleşiyordu. Onlar dönene kadar bekliyordum.
Güç ve sabır
Hasibe Şahoğlu, o bekleyişleri zamanın ağırlaştığı, düşüncelerin derinleştiği anlar olarak değerlendirdi. Hem bulunduğu ülkenin kültürünü anlamaya çalıştığını hem de kendi içinde bir denge kurduğunu belirten Şahoğlu, bu süreci şöyle anlattı:
Yalnızlıkla, sorumlulukla ve temsil ettiğim kimlikle baş başaydım. Ama zamanla bu yalnızlık, tanıdık bir yol arkadaşı gibi oldu; beni güçlendirdi, sabretmeyi ve bulunduğum yere uyum sağlamayı öğretti.
İkinci yılda Kenya’dan bir kadın büyükelçinin atanmasıyla yalnızlık hissinin azaldığını belirten Şahoğlu, “Bazen sadece bir kişinin varlığı bile insanın dünyasını değiştirmeye yetiyor.” dedi.
Şahoğlu, gurbette bayramın anlamına ilişkin olarak ise “Uzaklık değerleri azaltmıyor, aksine daha görünür kılıyor. Memleketten uzakta olmak bayramın anlamını eksiltmiyor, tam tersine derinleştiriyor. O günlerde anladım ki insan, bazen en çok yabancı olduğu yerde kendine en çok yaklaşır.” ifadelerini kullandı.