Akademisyen Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, Kıbrıs’ta iki taraf arasındaki uluslararası statü farklılığının korunmaya devam etmesini eleştirerek, bunun yarattığı soruna dikkat çekti
Yusuf Bahadır AYDIN
Cumhurbaşkanlığı eski danışmanı Akademisyen Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs ziyaretinden sonuç çıkmadığına dikkat çekerek, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu dört maddelik metodolojinin federasyon zeminine dayandığına vurgu yaptı.
KIBRIS TV’de Halil Esendağlı’nın hazırlayıp sunduğu “Her Şey Masada” programına konuk olan Prof. Dr. Hüseyin Işıksal, Kıbrıs meselesindeki son gelişmeleri ve Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde Ada’ya gerçekleştirdiği ziyareti değerlendirdi.
Guterres’i kişisel olarak tanıdığını ve BM genel sekreterleri arasında Türk tarafına en yakın isimlerden biri olarak gördüğünü belirten Işıksal, ziyarete gereğinden fazla anlam yüklendiğini ifade etti.
“Taraflar mevcut durumdan memnun”
BM’nin, Rum tarafının ve Kıbrıs Türk tarafındaki bazı siyasi çevrelerin mevcut durumdan farklı gerekçelerle memnun olduğunu savunan Işıksal, bu nedenle sonuç üretmeyen süreçlerin devam ettirildiğini söyledi.
Guterres’in ziyaretinin yanlış beklentiler üzerine şekillendiğini anlatan Işıksal, BM Genel Sekreteri’nin taraflar arasındaki görüşmelerden ilerleme sağlanabileceğine ilişkin mesajlar aldığını kaydetti.
Işıksal, “Birleşmiş Milletler, sanki görevini yerine getiriyormuş gibi bu süreçle devam ediyor. Bir 5+1 toplantısı daha yapılırsa Guterres, ‘Kıbrıs’a geldim, toplantıya ev sahipliği yaptım’ diyerek üzerine düşeni yaptığını söyleyecek. Ancak bunun Kıbrıs Türk halkına somut bir kazanımı olmayacak.” görüşünü dile getirdi.
Kıbrıs meselesindeki temel sorunun, BM Güvenlik Konseyinin 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararıyla oluşan statü olduğunu kaydeden Işıksal, söz konusu kararla Rum yönetiminin “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti” olarak kabul edildiğini, iki taraf arasındaki uluslararası statü farklılığının da bu şekilde ortaya çıktığını söyledi.
“Metodoloji; ne yeni, ne de gerçek”
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın müzakerelerin başlatılması amacıyla ortaya koyduğu dört maddelik metodolojiyi de değerlendiren Işıksal, bunun “yeni ve gerçek” bir yöntem olmadığını ileri sürdü.
Prof. Dr. Işıksal, “Bu metodoloji ne yeni ne de gerçektir. Bu, açık biçimde bir federasyon metodolojisidir. ‘Yalnızca federasyonu konuşurum’ dediğiniz anda bütün kapıları açmış olursunuz.” ifadelerini kullandı.
Metodolojide bulunan bazı unsurların, 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminde de ele alındığını belirten Işıksal, resmî bir süreç başlamadan önce Rum tarafının Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonlar konusunda samimiyetini gösterecek adımlar atmasının istendiğini anlattı.
Serbest ticaret, doğrudan uçuş ve doğrudan temas konularında somut adım atılmasının gündeme getirildiğini söyleyen Işıksal, Tatar dönemindeki yaklaşımın daha sonra iki devletli çözümün müzakere edilmesini öngördüğünü kaydetti.
Hüseyin Işıksal, Erhürman’ın metodolojisinde yer alan “Rum tarafının masayı terk etmesi hâlinde Kıbrıs Türk tarafının mevcut statükoya dönmeyeceği” yönündeki maddenin uygulanabilir olmadığını savundu.
“Bunun garantisini kim verecek?” diye soran Işıksal, şöyle devam etti:
“Bu garantiyi BM mi, Avrupa Birliği mi yoksa Rum tarafı mı verecek? Böyle bir güvencenin hangi mekanizmayla sağlanacağı açık değildir. Üstelik bu madde dördüncü sıradaysa, ilk üç aşama tamamlanarak zaten müzakere masasına oturulmuş olacaktır. Böyle bir güvence isteniyorsa bunun sürecin başında yer alması gerekirdi.”
Siyasi eşitlik ve geçmiş yakınlaşmalar eleştirisi
Metodolojideki “siyasi eşitlik” yaklaşımına da değinen Işıksal, federal yapı içerisinde dört Kıbrıslı Türk bakandan en az birinin olumlu oyunun aranmasının Kıbrıs Türk halkını bütün olarak temsil etmediğini savundu.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının kritik konularda veto yetkisine sahip olduğunu hatırlatan Işıksal, “Dört Türk bakandan yalnızca birinin olumlu oyunu yeterli görmek, Kıbrıs Türk tarafının bir bütün olarak temsil edilmesi anlamına gelmez. Bunun siyasi eşitlik olarak sunulmasını doğru bulmuyorum.” dedi.
Geçmişte sağlanan yakınlaşmaların yeniden tartışmaya açılmadan kabul edilmesine de karşı çıkan Işıksal, çapraz oy ve vatandaşlık oranı gibi başlıkların Kıbrıs Türk halkı açısından ciddi sakıncalar içerdiğini ileri sürdü.
Işıksal, “Geçmiş yakınlaşmaların tamamı kabul edilecekse çapraz oy, vatandaşlık oranları ve diğer başlıklar da paketin içinde olacaktır. Bunların Kıbrıs Türk halkı açısından ne anlama geldiğinin açık biçimde anlatılması gerekir.” ifadelerini kullandı.
Federal çözümün Kıbrıs Türk halkına otomatik olarak ekonomik refah ve uluslararası açılım sağlayacağı yönündeki beklentileri de eleştiren Işıksal, güvenlik, kimlik ve kültür konularının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Zaman, Rum tarafının lehine işliyor”
Rum tarafının uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi bir yapı olduğunu hatırlatan Işıksal, müzakere sürecinin sonuçsuz biçimde uzamasının Kıbrıs Türk tarafına zarar verdiğini anlattı.
Işıksal, “Zamana oynamanın Rum tarafı açısından bir kaybı yok. Tanınan otorite ve Avrupa Birliği üyesi olarak yoluna devam ediyor. Buna karşılık KKTC’nin tanınması ile ekonomik, ticari, kültürel ve sportif ilişkilerinin geliştirilmesi yönündeki adımlar duruyor. Burada kaybeden Kıbrıs Türk halkı ve KKTC’dir.” diye konuştu.
Ersin Tatar döneminde Türk Devletleri Teşkilatıyla ilişkilerin geliştirilmesi için önemli çalışmalar yürütüldüğünü belirten Işıksal, federasyon eksenli söylemlerin bu alanda açılan kapıların yeniden kapanmasına yol açabileceğine dikkat çekti.
Işıksal, önümüzdeki dönemde KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere uluslararası kuruluşlardaki statüsünün geliştirilmesinin zorlaşabileceğini ifade etti.
Türkiye’nin politikasına dikkati çekti
Türkiye’nin Kıbrıs politikasının egemen eşitlik ve iki devletli çözüm temelinde şekillendiğini belirten Işıksal, Cumhurbaşkanı Erhürman’ın federasyon eksenli yaklaşımıyla Ankara’nın resmî politikası arasındaki farklılığın açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Millî Güvenlik Kurulunda Kıbrıs konusunda alınan kararları hatırlatan Işıksal, Türkiye’nin politikasında kısa sürede köklü bir değişiklik beklemediğini ifade etti.
İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, “Erhürman’ın önce Türkiye’yi ikna etmesi gerekir” açıklamasını da değerlendiren Işıksal, şunları kaydetti:
“Sayın Talat’ın söylediği bu noktada doğrudur. Türkiye’nin siyaseti bellidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden Millî Güvenlik Kurulu’na kadar alınmış kararlar vardır. Türkiye’nin bütün bu kararları bir anda yok sayarak politikasını değiştireceğini düşünmüyorum. Gerçeklerle eninde sonunda yüzleşilmesi gerekiyor.”
Kıbrıs Türk halkına egemenliğinin ve kimliğinin değerini koruma çağrısı yapan Işıksal, “Benliğiniz, kimliğiniz ve egemenliğiniz bütün değerlerin başındaki ‘bir’ rakamıdır. O bir gittikten sonra geriye yalnızca sıfırlar kalır.” ifadelerini kullandı.