“Yeniden hayata gelecek olsam yine gazeteci olurdum” diyen ve gazetemizde 35 yıl görev yapan Senem Gök:
– “KIBRIS Gazetesi kurulduğunda lise mezunuydum. Üniversite okumadan, tamamen alaylı olarak bu mesleğe girdim ama zaman içinde kendimi geliştirdim. Köy muhabiri olarak başladığım KIBRIS gazetesi yolculuğumu haber müdürü olarak tamamladım. Bence mesele diploma değil. Gazetecilik, sürekli kendini geliştirmeyi gerektiren bir meslek.”
Pınar SAVUN
Bazı insanlar çalıştıkları kurumlarda sırf görev yapmak için bulunurlar…
Bazıları ise çalıştıkları kurumlara bir şeyler katar ve aynı zamanda o kurumun hafızasına dönüşür.
Senem Gök, KIBRIS Gazetesi’nin tam da böyle isimlerinden biri. Senem Gök, 35 yıl boyunca binlerce habere imza attı. Cinayet mahallerinden seçim meydanlarına, köy yollarından mahkeme salonlarına kadar bu ülkenin yakın tarihine tanıklık etti. Muhabir olarak başladığı yolculuğunu Haber Müdürü olarak tamamladı. O yıllar boyunca yalnızca haber yazmadı; onlarca gazetecinin yetişmesine de katkı sağladı.
Bu röportaj için bir araya geldiğimizde karşımdaki kişi yalnızca deneyimli bir gazeteci değildi. Daktilodan yapay zekâya uzanan dönüşümü yaşamış, KIBRIS Gazetesi’nin en zorlu ve en unutulmaz dönemlerine içeriden tanıklık etmiş bir meslek insanıydı.
Konuşurken zaman zaman güldük, zaman zaman sustuk. Eski gazete arşivlerini karıştırdık ve geçmiş yıllara yolculuk yaptık. Bombalanan gazeteyi, baskıya yetiştirilen son dakika haberlerini, tehditleri, uykusuz geceleri ve aileden çalınan yılları anlattı. Ama bütün bu hikâyelerin arasında değişmeyen tek bir cümlesi vardı: Yeniden hayata gelecek olsam yine gazeteci olurdum.
Belki de gerçek gazeteciliğin en güçlü tanımı tam da bu cümlenin içinde saklıydı.
Bu söyleşi, sadece Senem Gök’ün meslek hayatını değil; bir dönemin habercilik anlayışını, emeğini, fedakârlığını ve KIBRIS Gazetesi’nin 35 yıllık yolculuğunun önemli bir bölümünü de anlatıyor.
Kimi zaman bir haberin peşinden kilometrelerce yol giden, kimi zaman baskıyı durdurup yeniden gazete yapan, kimi zaman ise gözyaşlarını içine akıtarak en zor haberini yazan bir gazetecinin hafızasına birlikte tanıklık edeceksiniz. Gelin bu anılarda yolculuğa birlikte çıkalım.
Pınar Savun: KIBRIS Gazetesi yolculuğunuz nasıl başladı?
Senem Gök: Annemin deyimiyle benim gazeteci olacağım çocukluğumdan belliymiş. Çünkü çöpte bile gazete bulsam okuyan bir çocuktum. Sürekli gazete okuyordum. Anlayamadığım tek şey daktilodaki a harfi idi; o da ilkokulda bize öğretilmiyordu ama ilginçtir, gazeteci olmak gibi bir hayalim hiç yoktu. 11 Temmuz 1989’da KIBRIS Gazetesi yayımlanmaya başladığında ben liseden yeni mezun olmuştum ve Mağusa’da bir muhasebe ofisinde çalışıyordum. Gazeteyi çok beğeniyor, ilgiyle takip ediyordum ama gazetecilik yapmayı hiç düşünmüyordum. 1990 yılının şubat ayında KIBRIS Gazetesi “Her köye bir muhabir” kampanyası başlattı. Açıkçası hiç ilgimi çekmedi çünkü aklımda böyle bir meslek yoktu.

“Babam ‘Tam sana göre’ dedi, hayatım değişti”
Pınar Savun: Sizi başvurmaya yönlendiren biri oldu mu?
Senem Gök: Evet, babam. Elinde gazeteyle sürekli yanıma gelir, “Tam sana göre, mutlaka başvur.” derdi. O kadar çok ısrar etti ki sonunda, “Başvurayım da nasıl olsa kabul etmeyecekler.” diye düşündüm. Başvurdum… Ama beklediğimin tam tersi oldu. Anında kabul edildim ve 60 kişilik köy muhabiri kadrosuna seçildim.
Pınar Savun: İlk haberinizi hatırlıyor musunuz?
Senem Gök: Çok net hatırlıyorum. İlk haberim kuzuya tecavüz haberiydi. Üstelik kuzu da bizim kuzumuzdu. Faili de babam yakalamıştı. Haber büyük ses getirdi. Aslında köy muhabirliği dönemimde yaptığım birçok sansasyonel haber oldu.
Pınar Savun: O dönemde böyle haberleri yazmak gerçekten cesaret gerektiriyordu, değil mi?
Senem Gök: Kesinlikle öyleydi. Zaten 60 kişilik köy muhabiri kadrosunda sürekli yarış halinde olan dört muhabirdik. Haberlerimiz önce Köy Eki’nde yayımlanıyordu. Ancak ana gazeteye haber taşıyabilen muhabir sayısı çok azdı. O isimlerden biri de bendim. Diğerleri ise Çelen Oben, Fikri Altuntaş, Emete Bektaş’tı. Birbirimizle adeta haber yarışına giriyorduk.
Pınar Savun: İlk haberlerinizden nasıl geri dönüşler aldınız?
Senem Gök: İlk haberimle ilgili çok fazla geri dönüş alamadım. Sonuçta ben köydeydim. Ama daha sonra ana gazetede yayımlanan bazı haberlerim büyük yankı uyandırdı. Hatta ailelerin beni dövmeye geldiği bir haberim bile oldu. Bizim köyde yaşanan, bir polisin öz kız kardeşini hamile bıraktığı olayla ilgili haberi yazmıştım. Aynı köyün insanı olarak böyle bir haberi yapmak gerçekten cesaret istiyordu ama sanırım bu tür haberler beni tanınan bir muhabir hâline getirdi. Kısa sürede sadece kendi köyümden değil, çevre köylerden de bana haber gelmeye başladı. Artık civar köylerdeki olayları da takip ediyor, çok yoğun haber üreten bir muhabir olarak çalışıyordum.
“İyi gazetecinin ilk şartı araştırmacı olmaktır”
Pınar Savun: Sizce iyi bir gazetecide mutlaka bulunması gereken özellikler nelerdir?
Senem Gök: Araştırmacı olmak en önemli özelliklerden biri. Elde ettiğiniz bilginin doğruluğundan emin olmanız gerekiyor. Bir de yazdığınız haberi okuyan kişinin onu anlayıp anlamayacağını sorgulamanız şart. Bence yaptığınız haber okuyucuya ulaşabiliyor, onu etkileyebiliyor ve anlaşılabiliyorsa başarılı bir gazetecisiniz demektir.
Pınar Savun: Bugüne dönüp baktığınızda ilk maaşınızı mı, ilk haberinizi mi yoksa ilk manşetinizi mi unutamadınız?
Senem Gök: Aslında ikisini unutamam. Köy muhabiri olarak çalışırken ilk maaşımı aldığım günü dün gibi hatırlıyorum. O dönem asgari ücret yaklaşık 180 bin liraydı. Biz haber başına prim alıyorduk ve bana ilk ay 300 bin lira ödeme yapılmıştı. O dönem için çok büyük bir paraydı. Böyle bir şeyi unutmak mümkün değil. İlk haberimi de zaten anlattım. O da hafızamdan hiç silinmedi.
Pınar Savun: O yıllarda gazetecilik yapmak bugüne göre çok daha zordu. Sosyal medya yoktu, bilgiye anında ulaşılamıyordu. Haberi nasıl buluyor, nasıl gazeteye ulaştırıyordunuz?
Senem Gök: Haberi bulmak başlı başına bir zorluktu. Ama asıl zorluk, yazdığınız haberi ve çektiğiniz fotoğrafı gazeteye ulaştırmaktı. Ya Lefkoşa’ya gidiyorduk ya da o dönem faaliyet gösteren Mağusa Bürosu’na teslim ediyorduk. Fotoğrafların baskısını alıyorduk. Rahmetli Hüseyin Irkad, KIBRIS Gazetesi’nin Mağusa Bürosu’ndaydı. Haberleri ve fotoğrafları ona teslim ediyorduk, o da Lefkoşa’ya gönderiyordu. Süreç tamamen böyle ilerliyordu.
Pınar Savun: Peki haberlere nasıl ulaşıyordunuz?
Senem Gök: Çoğu zaman duyduğumuz bir ihbarın peşine düşüyorduk. Ama birçok haberi de kendimiz üretiyorduk. Mesela köy mezarlığının durumuyla ilgili “Ölmek bile pahalı, ölülere bile saygımız yok” başlıklı bir haber hazırlamıştım. O tamamen benim gözlemimden doğan bir haberdi. Gazeteci olarak etrafınızdaki her şeye haber gözüyle bakıyordunuz.

“Gazeteciliği Mehmet Ali Akpınar’dan öğrendim”
Pınar Savun: Otuz beş yıl boyunca birçok yöneticiyle çalıştınız. Sizce iyi bir yöneticinin sahip olması gereken özellikler nelerdir? Sizde iz bırakan bir yönetici oldu mu?
Senem Gök: Benim için bunun tek cevabı var: Rahmetli Mehmet Ali Akpınar. Çok iyi bir gazeteciydi ve çok iyi bir yöneticiydi. Haberciliği herkese öğretmeye çalışırdı. İş yerine girdiğinde adımlarını duyduğumuz anda bile ciddiyet hissederdik. Hepimiz ondan çekinirdik ama mesai bittiğinde bambaşka bir insana dönüşürdü. Bizim için bir abi, bir baba gibiydi. Çalışanlarla sürekli birlikte olur, herkesle ilgilenirdi. Ben gazeteciliği büyük ölçüde ondan öğrendim. Meslek hayatımda bıraktığı iz hiçbir zaman silinmeyecek.
“En önemli kırılma noktası Annan Planı sürecinde yaşandı”
Pınar Savun: Sizce KIBRIS Gazetesi’nin en önemli kırılma noktaları hangi dönemlerdi?
Senem Gök: Bana göre en önemli dönüm noktası Annan Planı Referandumu dönemiydi. KIBRIS Gazetesi uzun yıllar daha çok sağ siyasete yakın bir yayın politikası izlerken, bir anda 2002 yılında Annan Planı’nı destekleyen bir çizgiye geçti. Bu değişim hem okuyucuları hem de bizi şaşırttı çünkü bizden beklenen habercilik anlayışı da değişmişti. 2003 yılının kasım ayından itibaren gazete tehditler almaya başladı. Ardından referandum sürecinin hemen sonrasında, 6 Mayıs 2004’te gazete bombalandı. Bunların hepsini yaşadık. Gerçekten unutulmayacak günlerdi.
Pınar Savun: Okurlar her sabah gazeteyi ellerine alıyordu. Peki o gazetenin perde arkasında nasıl bir emek vardı?
Senem Gök: O dönem gazetecilik bugünkünden çok farklıydı. Her sabah mutlaka muhabirlerle haber toplantısı yapılırdı. Günün gündemi belirlenirdi. Her muhabirin en az üç haber önerisiyle toplantıya gelmesi beklenirdi. Bunlardan en az ikisini o gün tamamlayıp yönetime teslim etmesi gerekirdi. Elbette gün içinde yaşanan sıcak gelişmeler öncelik kazanırdı. Böyle durumlarda planlanan haberler bekletilir, sıcak gündem takip edilirdi. Okuyucuyla da çok güçlü bir bağımız vardı. İnsanlar gazeteyi doğrudan arar, haber ihbarında bulunurdu. Muhabir haberini teslim ettikten sonra editörler ve redaktörler devreye girerdi. Akşam saatlerinde ise genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü, haber müdürü, nöbetçi muhabir, gece editörü ve sayfa sekreterleri bir araya gelirdi. Hangi haber manşet olacak, hangi haber hangi sayfada yer alacak, hangi başlık daha etkili olur, okuyucu nasıl tepki verir… Bunların hepsi uzun uzun tartışılırdı. Gazete adeta ortak akılla hazırlanırdı.

“Mesele diploma değil, kendini geliştirmek”
Pınar Savun: Bugün mesleğe yeni başlayan gazetecilerle, sizin döneminizde yetişen gazetecileri karşılaştıracak olursanız neler söylersiniz? Sizce eskiler daha mı donanımlıydı?
Senem Gök: Bu soruya kendimden örnek vererek cevap verebilirim. Daha önce de söylediğim gibi ben KIBRIS Gazetesi kurulduğunda lise mezunuydum. Üniversite okumadan, tamamen alaylı olarak bu mesleğe girdim ama zaman içinde kendimi geliştirdim. Yönetim de bunu gördü ve beni redaktör, ardından editör yaptı. Redaktörlük; yazılmış bir haberi yeniden okumak, düzenlemek, geliştirmek ve yayıma hazır hâle getirmek demektir. Bir süre sonra üniversitelerin iletişim ve gazetecilik bölümlerinden mezun olan arkadaşların haberlerini düzeltmeye başladım. Bazıları buna itiraz etti. “Bir lise mezunu benim haberimi neden düzeltiyor?” dediler ama dönüp de “Ben üniversite mezunuyum. Bir lise mezunu benden neden daha iyi haber yazabiliyor?” diye kendilerini sorgulamadılar. Bence mesele diploma değil. Gazetecilik sürekli kendini geliştirmeyi gerektiren bir meslek.
Pınar Savun: Sabahın ilk ışıklarına kadar çalıştığınız, eve gitmeden yeni güne başladığınız oldu mu?
Senem Gök: Sayısız kez… Çünkü KIBRIS Gazetesi sıcak gelişmeleri mutlaka okuruna ulaştıran bir gazeteydi. Kendi matbaası, kendi dağıtım ağı vardı. Gerektiğinde baskıyı durdurabiliyorduk. Bir keresinde gazeteyi bitirmiş, köyüme doğru yola çıkmıştım. Yolda ölümlü bir trafik kazasına denk geldim. Hemen gazeteyi aradım, baskıyı durdurduk, geri döndüm ve haberi hazırladık. Bazen ikinci baskı yapıyorduk. Böyle çok gece yaşadım.

Hayatı boyunca unutamadığı iki acı haber
Pınar Savun: Sizi en çok etkileyen ve üzen unutamadığınız haber hangisiydi?
Senem Gök: Beni en çok üzen iki olay var. Birincisi, KIBRIS Gazetesi’nin dönemin Genel Müdürü rahmetli Ataç Tanay’ın trafik kazasında hayatını kaybetmesiydi. O gece olay yerine ilk ulaşanlardan biriydim ve teşhisi yapan kişi bendim. Bu benim hazırladığım bir haber değildi ama yaşadığım o anı hiç unutamadım. İkincisi ise ilkokul birinci sınıf öğretmenimin ölüm haberiydi. İzin günümdü. Gece saat bir buçukta bir taksi kazası olduğu bilgisi geldi. Olay yerine gittiğimde kazada hayatını kaybeden kişinin ilkokul öğretmenim olduğunu gördüm. Emekli olmasına rağmen çocuklarına bakabilmek için taksicilik yapıyordu. O gece gazeteye döndüm ve sabaha kadar o haberi hazırladım. Meslek hayatımın en zor haberlerinden biriydi.
Pınar Savun: Peki sizi mutlu eden, mesleki anlamda gurur duyduğunuz haberler?
Senem Gök: Aslında birçok haber… Polis-adliye muhabirliği yaptım, haber merkezinde çalıştım. Bazen konu çok acıdır ama o haberi en doğru şekilde ortaya çıkarabilmek insana büyük bir mesleki tatmin verir. Mesela Sabri Orient cinayetinde, cinayet zanlısı olan yakın korumasıyla özel röportaj yapmayı başarmıştım. Bu benim için çok önemli bir gazetecilik başarısıydı. Yine Güney Kıbrıs’ta işlenen Güzelyurtlu cinayetle ilgili yürüttüğümüz haber dosyası haftalarca gazetenin manşetinde kaldı. O dosyada tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan isimlerden biriyle özel röportaj yaptım. Bunlar meslek hayatımda unutamadığım başarılardır.
Tehditler habercilikten vazgeçiremedi
Pınar Savun: Bir haber uğruna kendi güvenliğinizi riske attığınız oldu mu?
Senem Gök: Çok oldu. Özellikle polis-adliye muhabirliği yaptığım dönemde bununla sık sık karşılaştım.
Pınar Savun: Hiç tehdit aldınız mı?
Senem Gök: Evet, hem de defalarca. Topuğuma sıkacaklarını söylediler, kaçırmakla tehdit ettiler, aileme zarar vereceklerini söylediler… Ama hiçbir zaman korkmadım. Elbette tedbirimi aldım ama bu tehditler beni habercilikten vazgeçirmedi.
Pınar Savun: Muhabirlikten haber müdürlüğüne uzanan süreçte en zor dönem hangisiydi?
Senem Gök: Uzun yıllar gündüz muhabir, gece ise redaktör ve editör olarak çalıştım. Yaklaşık altı-yedi yıl böyle geçti. Köyde yaşıyordum. Kimi zaman uyumadan eve gidip üzerimi değiştiriyor, tekrar gazeteye dönüyordum. Çoğu zaman iki-üç saat uyuyabiliyordum, bazen hiç uyuyamıyordum. Bu tempo artık sağlığımı etkilemeye başlamıştı. Bir gün dönemin Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün’e, “Artık karar verelim. Ya gündüz çalışayım ya da gece.” dedim. Gece editörüne daha fazla ihtiyaç vardı ve uzun süre gece editörü olarak görev yaptım. 13 Haziran 2016’da ise Ali Baturay yanıma geldi ve “Bugünden itibaren Haber Müdür Yardımcısısın. Artık gündüze geçiyorsun.” dedi. Böylece gündüz mesaisine başladım. 9 Eylül 2017 tarihinde de Haber Müdürü oldum.
Pınar Savun: Daktilodan yapay zekâya uzanan gazetecilik serüvenine tanıklık ettiniz. Bu değişimi nasıl anlatırsınız?
Senem Gök: Ben Gazimağusa Ticaret Lisesi mezunuyum. Üç yıl daktilo eğitimi aldık. Lise son sınıftayken elektronik daktilolar çıkmıştı. O dönem bize inanılmaz bir teknoloji gibi geliyordu. Sonra okula ilk bilgisayar geldi ve muhasebe öğretmenimiz haftada bir gün bilgisayar dersi vermeye başladı. Daktilodan klavyeye geçiş bizim için büyük bir değişimdi. Gazeteye başladıktan sonra bilgisayar kullanımı yaygınlaştı ve zamanla buna da alıştık.
Pınar Savun: Sizce değişen ve gelişen teknoloji ile insanın önemi azaldı mı?
Senem Gök: Teknoloji gazeteciliği çok kolaylaştırdı ama bana göre en önemli unsur hâlâ insan ama insanlarda da değişim yaşandı. Bugünkü kuşak çok farklı. Bizim dönemimizde insanlar birbirine destek olurdu, yardım ederdi, saygı gösterirdi. Bugün ise tahammül azaldı. Saygı ve merhamet duygusu eskiye göre çok daha zayıf. Bencillik arttı. Bütün bunlar yapılan işin kalitesini de doğrudan etkiliyor.
“Gazetecilik bana çok şey verdi, aile yaşamımdan çok şey aldı”
Pınar Savun: Gazetecilik size ne kazandırdı, sizden ne aldı?
Senem Gök: Gazetecilik bana çok şey kazandırdı. Öncelikle bugün sahip olduğum düşünce yapısını, dünya görüşünü ve kişiliğimin şekillenmesini bu mesleğe borçluyum. Kıbrıs Türk toplumuna mal olmuş çok önemli isimleri tanıma, onlarla çalışma fırsatı buldum. Sadece onlar değil; yüzlerce, hatta binlerce insan hayatımdan geçti. Çok farklı yaşam hikâyelerine tanıklık ettim. İnsanları tanımayı öğrendim. Bu meslek bana en büyük zenginliği insan üzerinden kazandırdı. Peki benden ne aldı? Aslında çok şey aldı. En çok da ailemle birlikte geçirebileceğim zamanları… Benden küçük erkek kardeşim var. Onun ilkokuldaki törenlerine hiç gidemedim. Mezuniyetlerini göremedim. Askere gidişinde, üniversiteye başlayışında, mezun oluşunda yanında olamadım. Yeğenlerimin büyüdüğünü uzaktan izledim. Evlendiler, çocuk sahibi oldular ama o özel anların çoğunda ben yoktum. Gazetecilik bana çok şey verdi ama ailemle yaşayabileceğim birçok güzel anıyı da elimden aldı.
Pınar Savun: Hiç pişmanlığınız oldu mu?
Senem Gök: Gazeteci olduğum için hiçbir zaman pişman olmadım. Bu mesleği gerçekten çok sevdim ama dönüp baktığımda bazen şunu düşünüyorum: Keşke kendimi bu kadar tamamen işe teslim etmeseydim. Biraz daha kendime zaman ayırabilseydim, biraz daha hayatın içinde olabilseydim. Sanırım tek pişmanlığım bu.
“KIBRIS Gazetesi her zaman ailem oldu”
Pınar Savun: Gazeteden son kez çıkarken neler hissettiniz?
Senem Gök: Öncelikle şunu söylemek isterim; burası benim için her zaman bir aile oldu. Siz de bunu bana telefonda söylemiştiniz. Ben de aynı duyguyu taşıyorum. Açıkçası bu binadan ayrılırken çok yoğun duygular yaşadığımı söyleyemem çünkü buraya taşınalı yaklaşık üç yıl oluyor. Elbette burada da çok emek verdim ama bu binayla uzun yıllara dayanan bir bağ kuramadım. Beni asıl etkileyen bina değildi; birlikte çalıştığım arkadaşlarım, meslektaşlarım ve yıllarca omuz omuza çalıştığım insanlardı. Onlardan ayrılmak benim için kolay olmadı.

“Eski binadan ayrılmak çok zor oldu”
Pınar Savun: Peki eski binadan buraya taşınırken neler hissetmiştiniz?
Senem Gök: İşte o çok daha zordu çünkü o taşınmanın öncesinde gazetenin satışıyla ilgili çok sancılı bir süreç yaşanmıştı. Satış süreci, belirsizlikler, toplu istifalar… Hepimiz hem fiziksel hem de duygusal olarak çok yorulmuştuk. Sonra gazete satıldı, yeni bir yönetim geldi. Yeni düzene alışmaya çalıştık. Gerçekten kolay bir dönem değildi. Daha sonra sizler geldiniz. Biraz nefes aldık, işler yeniden rayına oturmaya başladı. Ardından taşınma süreci yaşandı ama eski binadan ayrılmak… İşte o benim için gerçekten çok zordu çünkü meslek hayatımın en büyük bölümü, en yoğun yıllarım ve en güçlü anılarım o binada geçmişti. O yüzden asıl duygusal vedam eski binaya oldu.
Pınar Savun: Eski KIBRIS Gazetesi binasında toplam kaç yıl görev yaptınız?
Senem Gök: O binaya 16 Şubat 1992’de taşındık. Ben de 1992’den, 2023 yılının aralık ayına kadar orada çalıştım. Yaklaşık 32 yılım o binada geçti.
Pınar Savun: O yıllar boyunca birçok yönetici, yüzlerce çalışan geldi geçti. Değişmeyen isimlerden biri siz oldunuz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Senem Gök: Çünkü ben işimi çok sevdim. Gazeteciliği de KIBRIS Gazetesi’ni de çok sevdim. Burada olmaktan hiçbir zaman şikâyet etmedim. Sanırım beni burada tutan en önemli şey de buydu.
Pınar Savun: Son çalışma akşamında odanızdan çıkarken en son neye baktınız?
Senem Gök: Önce çok pratik şeylere baktım. Işığı kapattım mı, klimayı kapattım mı, pencereyi kapattım mı… Son kontrolümü yaptım.
Pınar Savun: Duygusal bir an yaşadınız mı?
Senem Gök: Elbette… Cemre Cemali yanımdaydı. Çok duygusaldı, gözyaşlarını tutamıyordu. Sonra Ceyhan ve Hamit geldiler. Birbirimize sarıldık ve binadan ayrıldım. O anı unutmam mümkün değil.

“Keşke bu kadar empatik olmasam”
Pınar Savun: Kendinizde en sevdiğiniz üç özelliği söyler misiniz?
Senem Gök: Kriz anlarında soğukkanlı kalabilmemi seviyorum. Her zaman güler yüzlü olmaya çalışırım. Bir de insanlara yardım etmeyi gerçekten çok seviyorum.
Pınar Savun: Peki kendinizde değiştirmek istediğiniz ya da sevmediğiniz bir özelliğiniz var mı?
Senem Gök: Çok fazla empati yapıyorum. Bu bazen bana zarar veriyor.
“Sebzelerimi kendim yetiştiriyorum”
Pınar Savun: İş dışında sizi en çok ne mutlu ediyor?
Senem Gök: Son dönemde en büyük mutluluğum evimin balkonu. Yaklaşık 16 saksım var. Sebzelerimi kendim yetiştiriyorum. Onlarla ilgilenmek bana inanılmaz iyi geliyor.

“Dinlenmek ve kendime zaman ayırmak istiyorum”
Pınar Savun: Bundan sonra yapmak istediğiniz, bugüne kadar ertelediğiniz hayalleriniz neler?
Senem Gök: Öncelikle biraz dinlenmek istiyorum. Uzun zamandır ihmal ettiğim sağlık kontrollerimi yaptıracağım. Diş tedavimi tamamlamak istiyorum. Sonra da uzun yıllardır yapamadığım güzel bir tatile çıkmak istiyorum. Gezmek istiyorum.
Pınar Savun: Hayalinizde özellikle görmek istediğiniz bir yer var mı?
Senem Gök: Evet. En çok görmek istediğim yerlerden biri Güney Kore.
Pınar Savun: Sizi biraz daha yakından tanıyalım. Kahve mi, çay mı?
Senem Gök: Kahve.
Pınar Savun: Sessizlik mi, kalabalık mı?
Senem Gök: Sessizlik.
Pınar Savun: En sevdiğiniz yazar?
Senem Gök: Uzun zamandır kitap okumaya vakit bulamıyorum ama en sevdiğim yazarlardan biri Dostoyevski.
Pınar Savun: Gün doğumu mu, gün batımı mı?
Senem Gök: Gün doğumu.
Pınar Savun: En sevdiğiniz müzik türü?
Senem Gök: Arabesk dışında hemen her tür müziği dinlerim.
Pınar Savun: Çocukluğunuzu tek kelimeyle anlatacak olsanız?
Senem Gök: Erkek çocuğu gibi…
Pınar Savun: En çok geliştirmek istediğiniz yönünüz?
Senem Gök: Teknoloji. Bu konuda kendimi çok yeterli bulmuyorum. Teknolojiye daha hâkim olmak isterim.
Pınar Savun: En tahammül edemediğiniz davranış?
Senem Gök: Saygısızlık ve yalan.

“Herkesi, beni sevdiği kadar seviyorum”
Pınar Savun: Hayat mottunuz var mı?
Senem Gök: Evet. “Herkesi, beni sevdikleri kadar seviyorum.”
“En büyük hayalim bahçeli bir ev”
Pınar Savun: En büyük hayaliniz?
Senem Gök: Bahçeli bir ev… Sebzelerimi saksılarda değil, doğrudan toprağa ekebileceğim bir bahçem olsun istiyorum. Sanırım en büyük hayalim bu.
Pınar Savun: Bir süper gücünüz olsa ne olmasını isterdiniz?
Senem Gök: Sevmediğim insanları, onlara zarar vermeden, sadece bulunduğum ortamdan uzaklaştırmak isterdim (gülüşmeler).
“Genç Senem’e önce kendini düşün derdim”
Pınar Savun: Genç Senem’e bugün bir tavsiye verecek olsanız ne söylerdiniz?
Senem Gök: “Önce kendini düşün.” derdim. Sanırım hayatımdaki en önemli kırılma noktası buydu. Yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydum. Ağabeyim ve ablam üniversiteye gitmişti. Benden sonra da okutulması gereken kardeşlerim vardı. Ailemizin ekonomik koşulları nedeniyle babama destek olmak için üniversite hayalimden vazgeçtim. Bu karar hayatımın yönünü tamamen değiştirdi.
Pınar Savun: Üniversiteye gidebilseydiniz hangi alanda eğitim almak isterdiniz?
Senem Gök: Edebiyat ya da yazıyla, kültür-sanatla ilgili bir bölüm okurdum.
“Yeniden doğsam yine gazeteci olurdum”
Pınar Savun: Bugünkü tecrübenizle yeniden bir seçim hakkınız olsa yine gazeteci olur muydunuz?
Senem Gök: Evet, hiç düşünmeden yine gazeteci olurdum ama bu kez yönetici olmayı kabul etmezdim. Muhabir olarak kalmayı tercih ederdim.
Pınar Savun: Neden?
Senem Gök: Çünkü muhabirliği gerçekten çok sevdim. Spor muhabirliği de yaptım, magazin muhabirliği de yaptım. Bir dönem siyasi muhabirlik de yaptım ama en sevdiğim alan polis-adliye muhabirliğiydi. Sokağın içinde olmak, olayın peşinden koşmak bana her zaman daha büyük heyecan verdi.
Pınar Savun: Mesleğe yeni başlayan genç gazetecilere ne tavsiye edersiniz?
Senem Gök: Öncelikle sevdikleri işi yapsınlar ama hangi işi yapıyorlarsa onu en iyi şekilde yapmak için çabalasınlar. Ben de bunu yaptım. Lise mezunu olarak girdiğim KIBRIS Gazetesi’nden Haber Müdürü olarak ayrıldım ve bunun mutluluğunu yaşıyorum.
Pınar Savun: Basılı gazetenin dünyadaki etkisinin giderek azaldığı bir dönemdeyiz. Belki bir gün hiç basılı gazete kalmayacak. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Senem Gök: Açık konuşmak gerekirse bunun gerçekleşmesi çok uzun sürmeyecek. Bugünkü ekonomik koşullarda basılı gazetecilik sürdürülebilir görünmüyor. Elbette dijital yayıncılık devam edecek. Belki dünyanın bazı ülkelerinde, ekonomik olarak güçlü medya kuruluşları basılı gazeteyi yaşatabilir ama bizim ülkemizde bunun sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Gazetecilik dijitale doğru evriliyor ve bizim de buna ayak uydurmamız gerekiyor.

“Gazeteciliğin merkezinde okuyucu olmalı”
Pınar Savun: KIBRIS Gazetesi sizin için tek kelimeyle ne ifade ediyor?
Senem Gök: Hayatım… Çünkü bütün meslek hayatım burada geçti. Bir haber hazırlarken aklımdaki ilk kişi her zaman okuyucu olurdu. “Okuyucu bunu anlayacak mı? Bu haber ona doğru şekilde ulaşacak mı? Nasıl tepki verecek?” diye düşünürdüm. Benim için gazeteciliğin merkezinde her zaman okuyucu vardı.
Pınar Savun: Yıllar içinde okurlardan sizi çok etkileyen geri dönüşler aldınız mı?
Senem Gök: Çok aldım. Hiç unutamadığım bir anım var. Girne’de, özel bir site içerisinde işlenen bir cinayet vardı. Bilgi alabilmek için siteye girmemiz gerekiyordu ama kimse bizi içeri almak istemiyordu. Sonra markette karşılaştığımız bir hanımefendi bize yardımcı oldu. Evine davet etti, kahve ikram etti. Sohbet ederken hangi gazeteden geldiğimizi sordu. “KIBRIS Gazetesi’ndeniz.” dedik. Ben de kendimi tanıttım. “Ben Senem Gök.” Bunu duyar duymaz büyük bir heyecan yaşadı. “Senem Gök benim evime mi geldi?” diye defalarca söyledi. Ardından komşusunu arayıp, “Senem Gök bizde.” diyerek onu da çağırdı. Sonra bana dönüp, “Sizin haberlerinizi hiç kaçırmadan okuyorum. Çok güzel haberler hazırlıyorsunuz.” dedi. Bir gazeteci için bundan daha güzel bir ödül olabilir mi bilmiyorum. O anı hiç unutmadım. O gün yaptığım işin gerçekten insanlara ulaştığını bir kez daha hissettim.
“Tanıdığım her insan bana bir şey kattı”
Pınar Savun: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Senem Gök: KIBRIS Gazetesi bana çok şey kazandırdı. Bu meslek sayesinde tanıdığım bütün çalışma arkadaşlarıma, yöneticilerime ve hayatıma dokunan herkese teşekkür etmek istiyorum. Tanıdığım her insan bana mutlaka bir şey kattı. Belki bu meslek benden de çok şey aldı ama bugün olduğum insanı da yine bu insanlar ve bu meslek oluşturdu. Bu yüzden hepsine minnettarım.
Pınar Savun: Biz de bu röportajı kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız. Sizi çok seviyoruz.
Senem Gök: Çok teşekkür ederim.