17 Haziran 2026 Çarşamba

Kofalı: Önlem alınmazsa, su kavgaları kapıda

KIBRIS 13
Yayınlama: 17 Haziran 2026 Çarşamba 12:07 | Güncellendi: 17.06.2026 12:38 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
Biyologlar Derneği Başkanı Mustafa Kofalı, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında KIBRIS’a konuştu.
Kofalı: Önlem alınmazsa, su kavgaları kapıda

Biyologlar Derneği Başkanı Mustafa Kofalı, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında KIBRIS’a konuştu.

“Biz bozduk, biz düzeltmeliyiz” … Dünyada iklim değişikliği sinyallerinin çok güçlü bir şekilde görülmeye başladığını kaydeden Başkan Kofalı, önlem alınmaması halinde su kavgalarının başlayacağını belirtti.  Kofalı, “Çölleşme ve kuraklıkta bizi bekleyen tehlikeyi yaratanın yine biz olduğumuzu ve tedbir alması gerekenin de bizim olduğumuzu anlamamız gerekiyor.” dedi.

“Suyu depolamalıyız” … Mustafa Kofalı, Kıbrıs özelinde aynı yıl içerisinde hem sel taşkınlarının hem de kuraklığın konuşulmasını ‘iklim değişikliğinin en büyük habercisi’ olarak değerlendirerek, yetkililere acil önlem alınması konusunda çağrı yaptı. Geçtiğimiz aylarda yaşanan sel taşkınlarını örnek gösteren Kofalı, “3 ayda yağması gereken yağmur 3 saatte yağdı. Bu suyu depolamalıydık.” ifadelerini kullandı.

Candan MERT

Biyologlar Derneği Başkanı Mustafa Kofalı, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında KIBRIS’a açıklama ve değerlendirmelerde bulundu. Kofalı, adada yaşanılan kuraklık ve sellerin iklim değişikliğinin en temel göstergesi olduğunu kaydederek, geçtiğimiz aylarda ülkede yaşanan yağmur sularının depolanamayışını, “Kaktüs suyu depolayıp ihtiyacı olduğunda kullanıyor, ancak kaktüsün yaptığını KKTC’miz yapamıyor” ifadeleri ile değerlendirdi. Kofalı, kuraklığın dünya çapında bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Dünya, kuraklıkla mücadele yarasını saramıyor” dedi.

Kofalı, iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen yıl daha belirgin hale geldiğini belirterek, kuraklık ve sel felaketlerinin aynı anda yaşanmasının ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını söyledi. KKTC’nin su kaynaklarını yeterince depolayamadığını, plansız kentleşme, nüfus baskısı ve doğal alanların tahribinin kuraklık riskini artırdığını ifade eden Kofalı, yağmur sularının tutulması, bitki örtüsünün korunması, geleneksel su yönetimi yöntemlerinin yeniden hayata geçirilmesi ve su tasarrufunun yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayarak, gerekli önlemlerin alınmaması halinde gelecekte su krizleri ve zorunlu göçlerin gündeme gelebileceği uyarısında bulundu.

“Tabiat anamızı her gün hatırlamalıyız”

Kofalı, Kuraklıkla Mücadele gibi özel günlerin aslında sadece o günlerde değil, her zaman hatırlanarak tedbiri alınması gereken günler olduğunu ifade ederek, “Nasıl annelerimize sadece Anneler Günü’nde saygı duymamız doğru değilse ve her gün saygı göstermemiz gerekiyorsa, bu özel günde de tabiat anamızı her gün hatırlamamız gerektiğini bilmeliyiz” dedi. Dünyanın genelinde iklim değişikliğinin ‘kaçınılmaz’ olduğunu söyleyen Kofalı, mevcut durumda her canlının bu değişikliği hissettiğini ve aynı şekilde bu değişiklikten etkilendiğini dile getirdi. Bu anlamda iklimin değiştiğinin bazı göstergelerinin olduğunu kaydeden Kofalı, “Tıpkı mevsim değişikliğini algıladığımız gibi iklim değişikliğini de algılayabiliriz. Bu iklim değişmesinin getirdiği sorunlar çerçevesinde bu sene 50 dereceyi göreceğimizi düşünüyorum ve bu bir varsayım değil. Mevsim değişikliğinde biz nasıl yaz döneminde yazlık, kış döneminde kışlık kıyafetlerimizi giyeriz ve bu anlamda mevsimine göre doğru tedbirleri alabiliriz; bunu yeterli zamanımız olduğu için yapabiliriz. Ancak iklim değişikliği farkı, bir insanın buzluktan çıkıp yanan bir kömürün üzerine atılması gibi çok hızlı başladı. Ve bu yüzden tüm dünya olarak bahsetmek gerekirse; dünya kuraklıkla mücadele yarasını saramıyor. Kuraklık riski daha önceden de vardı ama biz insanlar, Sanayi Devrimi’nden sonraki karbon salınımının fazla oluşuyla dünyayı değiştirdik. ‘İnsan’ doğada böyle bir etki oluşturdu” ifadelerini kullandı.

“Çölleşme ve kuraklıkta bizi bekleyen tehlikeyi yaratanın yine biz insanlar olduğunu ve tedbir alması gerekenin de kendimiz olduğunu anlamamız gerekiyor” diyen Kofalı, “Kuraklıkta suçlu biziz, bu kuraklığı muazzam şekilde artırdık” ifadelerine yer verdi.

“Hem sel taşkınlarını hem de kuraklığı konuşuyoruz”

Başkan Kofalı, ‘sürdürülebilir çevre’ kavramına şiddetle karşı olduğunu kaydederek, ‘sürdürülebilir’ kavramını biyologlar olarak reddettiklerini ve bu kavramın sadece büyük sermayenin bulduğu bir yol olduğunu aktardı. Sürdürülebilirlik yerine, ‘barışıklık ve doğanın verdiklerini koruma’ konusunun gündeme gelmesi gerektiğinin altını çizen Kofalı, doğanın içerisinde var olan ve doğa sayesinde yaşamını sürdüren insanın doğayı yok ettiğini, kentleştirdiğini ve tarım arazilerini yok ettiğini vurguladı. “Bitkiler, ormanlar olmazsa biz de olmayız” ifadeleriyle, orman arazilerinin ülkenin can damarı olduğu hususuna parmak basan Kofalı, dünyada çölleşme ve kuraklığı önleyecek tedbirlerin en önemlisinin, ‘var olan ve yaşamı sağlayan bitkileri korumak’ olduğuna dikkat çekti. Mustafa Kofalı, “Bitkiler ekildiği yere uyum sağlayabiliyor fakat biz bunu da bozuyoruz. Doğaya müdahalemiz o kadar çok ki; adeta ‘sen kendi yaranı sarma’ diyoruz” dedi. İklim değişikliğindeki en büyük sinyali, aynı yılın içerisinde hem sel taşkınlarının hem de kuraklığın konuşulmasından anladığını kaydeden Kofalı, “Bu normalde bir çelişkidir ve bunu da bu sene yaşayarak göreceğiz” dedi.

“Suyu tutamazsak, çölleşme kaçınılmaz”

İklim değişikliği için en hızlı tedbiri sağlayıp, ilerlemesini durduracak yapının ‘bitki örtüsü’ olduğuna vurgu yapan Kofalı, “İklim değişikliğini daha az hissettirecek olan yapılardan uzağız” dedi. Kofalı, hem sel taşkınlarının hem de kuraklığın konuşulduğu bir yıl içerisinde, insanın bu şartlara ‘uyum sağlama’ kapasitesinin de konuşulması gerektiğini kaydederek, “Korkarım bu sene 50 dereceyi görürsek; bir genç buna uyum sağlar, ama 63 yaşındaki ben zorlanırım, 83 yaşındaki bir insanın ise bu anlamdaki uyum şansı daha az olur. Çünkü vücut artık eskisi gibi bu şartlara hazırlanamıyor. Bu anlamda, bu sene özellikle yaşlılarımıza, özel gereksinimli bireylere de sıcaklar için tedbir alınması gerekiyor” dedi. Sel taşkınlarının oluşma sebebini ‘yağan suyu tutacak tarım arazilerinin olmaması’ olarak değerlendiren Kofalı, uzun süren kuraklık yıllarında toprağın üstünün taşlaştığını ve suyu sünger gibi çekecek olan yapının bozulduğunu kaydetti. Kentlerin çoğalmasıyla her tarafın asfalt ve beton olmasının da selleşmeyi artıran faktörler arasında olduğunu aktaran Kofalı, “Peki, suyu tutamadığımız zaman havadaki nem miktarı azalmayacak mı? Azalacak. Dolayısıyla sıcaklık daha fazla hissedilecek. Su yoksa, bitkilerin sayısı da azalacak ve kuraklık ve çölleşme kaçınılmaz olacak” diye konuştu.

“3 ayda yağacak yağmur, 3 saatte yağdı”

Son sel taşkınlarının olduğu dönemde suyun yeterince tutulup depolanamamasını da değerlendiren Kofalı, “İnsanların Mars’a gitmeye çalıştığı bir çağda, bu suyu tutacak sistemi oluşturmak çok da zor değil” dedi. Kofalı, “O dönemki yağışlarda, 3 ayda yağması gereken yağmur 3 saatte yağdı; bu da iklim değişikliğinin bir diğer kanıtıdır. Buna biz ‘tedbirsizlik’ dedik ama değildi. Defalarca önlem alma şansımız varken almadık” ifadelerini kullandı. Bu anlamda İngiliz sömürge dönemindeki uygulamalara dikkat çeken Mustafa Kofalı, “O dönemlerdeki uygulamada sen bahçene bağlama yani bent yaparsan, hükümet gelir bunu ölçerdi; örnek olarak 100 cm’lik bir yükselti, 30 metrelik bir dolgu yapılırdı ve bu kademe halinde suyu tutar ve toprağa geçmesini sağlardı” ifadeleriyle, bu uygulama ile sel taşkınlarının önlendiğini ve bu tarz uygulamaların günümüzde de yapılabileceğini vurguladı.

“Gönen gibi uygulamalar çok değerli”

Kofalı, ‘gönen’ uygulamasının unutulduğunu ifade ederek, bu uygulamanın, ‘kış yağmurlarını sürerek toprağın altına depolama yöntemi’ olduğunu söyledi. Bu yöntemle yağmurdan arayı bulunduğu anda toprağın sürüldüğünü ve kapatıldığını belirten Kofalı, bu şekilde suyun derine indirildiğini ve bir sonraki yağışlarda da aynı yöntemin uygulanarak suyun depolanmasının sağlandığını kaydederek, “Yaklaşık Nisan aylarına tekabül eden zamanlarda o tarla yeniden bostan mahsulüyle buluşuyor. Oraya ekilen mahsulümüz de karpuz ya da kavundur. Düşünün ki o kadar yağışsız yaz aylarına rağmen; o toprak ve bereketi içeren toprak ana, içerisinde o kadar su bulunduran karpuzun bütün ihtiyacını karşılıyor. Bu uygulamayı kabataslak olarak arazide sulu tarımla yapacak olsak, ciddi miktarda su harcamamız lazım. Ancak bu uygulamayla, tüm yaz boyunca bir damla su vermeden topraktan bitki alabiliyoruz” ifadeleriyle, gönen uygulaması gibi yöntemlerin, sel taşkınları ve kuraklık riski gibi hususlar konusundaki önemine dikkat çekti.

“Ego sınırsız, kaynaklar sınırlıdır”

Dünya kaynaklarının korunarak doğru kullanılması gerektiğine vurgu yapan Mustafa Kofalı, “Çünkü insan egosu sınırsız, ancak kaynaklar sınırlıdır” dedi. Kofalı, ‘Sürdürülebilir ekonomi için bunu yapacağım’ hatasına düşülmemesi gerektiğini kaydederek, “Hayır, ayağını yorganına göre uzatacaksın. Tekrar yorgan dikemezsin, çünkü dünya benim evimdir ve sınırlıdır. Bu vesileyle söylemek gerekir ki habitatlar canlıların doğal yaşam yerleridir, onları yıkarsak popülasyonlar ve canlı toplulukları oluşmaz. Bu topluluk yoksa hiçbir şeyin anlamı yoktur. Bunun da iklim değişikliğiyle bağlantısı budur: sen bunu yaparak hiç bilmediğin, görmediğin canlıların yok olmasını sağlıyorsun” dedi.

“Bir kaktüsün yaptığını KKTC yapamıyor”

Konuşmasında ‘Evren 25 Deneyi’ne atıfta bulunan Başkan Kofalı, “Bu deney, 1960’lı yıllarda yapılıyor. Deney içerisinde bir çift fareye besin, alan gibi gereken tüm ideal şartlar sunuluyor ve farelerin çoğalması isteniyor. Bunun sonucunda belli bir süre sonra farelerin çoğalmadığı gözlemleniyor. Dolayısıyla her canlı, bulunduğu yere göre şekillenmiştir. Çölde yaşayan bir canlıya sabah akşam su veremezsin, o susuzlukla yaşamayı öğrenmiştir. Bir balığa da çölü tarif edemezsin” dedi. Güncel olarak yol kenarlarında çim ekilmediğine ve bu anlamda ‘kurakçıl peyzaj’ uygulamasının doğru bir uygulama olduğuna dikkat çeken Kofalı, “Olması gereken budur, senin ülken zaten bu. Peki bir bitki nasıl susuz yaşayabilir, oysa bütün canlılar su ile yaşar. Peki kaktüsler nasıl susuz yaşıyor? Suyu depo ettiği için yaşıyor. Ve KKTC suyu depo edemiyor. Bir kaktüsün yaptığını KKTC yapamıyor, zoruma gidiyor. Kaktüs suyu depoladı, KKTC depolayamadı” ifadelerini kullandı.

“2040 yılının kaynaklarını kullanıyoruz”

Dernek Başkanı Mustafa Kofalı, “Türkiye’den yılda 75 milyon metreküp olarak gelen suya güveniyoruz. Ancak günümüzde 2040 yılı için olan kaynakları kullanıyoruz. Sadece Aralık ayındaki yağmurlarda 10 milyon metreküp suyu denize yolladık. Onun dışında yağanlarla 30 milyon metreküp suyu depolayabilseydik, şu an bambaşka bir yerde olurduk” dedi. Dolayısıyla ‘kendi yağında kavrulmayı öğrenmek’ ve bunun yollarını aramak gerektiğini söyleyen Kofalı, “İklim değişikliği yavaş olsaydı, çok doğru tedbirleri yavaş yavaş alabilirdik. Ama bu değişim o kadar hızlandı ki; şu anda ekosistemde panik atak başladı. Yani bu kadar hızlı hava akımı, başka olumsuzluklara sebep oldu” ifadeleriyle, günümüz durumunun vahametine dikkat çekti.

“Önlem alınmazsa, su kavgaları başlayacak”

Bu durum güncel halindeki gibi gitmeye devam eder ve önlem alınmamaya devam edilirse ‘su kavgalarının başlayacağını’ vurgulayan Kofalı, “İnsan, temel ihtiyaçlardan olan su ihtiyacının karşılanmaması durumunda hayatta kalma içgüdüsü tehlike sinyalleri verir. Bu durumda insan can havliyle hareket etmeye başlar. Eğer durum böyle devam ederse, gerçek bir susuzluk durumunda para bile geçmeyecek. Bunu çok net gördüğümüz bir süreç olan COVID-19 sürecini geride bıraktık. 2020 yılında ülke kapatılınca insanlar doğaya dönmesi gerektiğini fark etti. Günümüzde ise yine bunu konuşan yok. Su konusunda ise; su tasarrufu, sünger şehir, tarım arazisini koruma yok. Kentleşme, nüfus taşıma maksimum düzeyde. Ben, evimde 100 litre su olduğunu biliyorum, günde 2 litreden hesaplasak bu su 50 kişiye yeter. Bu suyu bin kişiye böl, dersen, yetmeyecek ve kavga çıkacak. Bunların önüne geçilmesi gerekiyor. Yapılması gerekenlerden ilki; nüfus taşımanın durması gerektiğidir. Eğer kapasite yüz kişiyse ve ülkede bin kişi varsa; 900’ünü geri göndereceksin. Bunu yapmazsan tedbir almış olmazsın” ifadelerini kullandı.

“Tasarruf, planlanmadan yapılamaz”

Kofalı, tasarrufun planlanmadan yapılamayacağını kaydederek, “Evlerde sularımızı tekrar kullanabilme becerimizi geliştirmeliyiz. Örnek olarak duşta sıcak suyun gelmesini beklerken bile bir kovaya doldurup sonrasında bunu sifon için kullanmayı bilmeliyiz. Ki araştırmalara göre sifon suyuna harcanan su miktarı, en büyük israflardan biridir. Mevcut suyu minimum, tekrar kullanılabilecek şekilde kullanma gibi tasarruflar gayet önemlidir” ifadeleriyle, su tasarrufu için alınabilecek birtakım önlemlere dikkat çekti.

 

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi