22 Ağustos 2026 Cumartesi

Mete Tümerkan yazdı: Radar uçağın milliyetine bakmaz, gerçeği görür

KIBRIS 6
Yayınlama: 22 Ağustos 2026 Cumartesi 12:03 | Güncellendi: 22.08.2026 10:25 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Mete Tümerkan, Rum yönetiminin, Belfast-Larnaka seferini yapan İngiliz yolcu uçağıyla Somali’den Türkiye’ye dönen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait nakliye uçağının rotalarının Ercan Tavsiyeli Hava Sahası’nda kesiştiği kontrollü hava trafik hadisesini siyasi krize dönüştürmeye çalıştığına dikkat çekti.
Mete Tümerkan yazdı: Radar uçağın milliyetine bakmaz, gerçeği görür

KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Mete Tümerkan, Rum yönetiminin, Belfast-Larnaka seferini yapan İngiliz yolcu uçağıyla Somali’den Türkiye’ye dönen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait nakliye uçağının rotalarının Ercan Tavsiyeli Hava Sahası’nda kesiştiği kontrollü hava trafik hadisesini siyasi krize dönüştürmeye çalıştığına dikkat çekti.

Tümerkan, “Asıl dikkat çekici olan, kontrollü şekilde yönetilmiş teknik bir olayın birkaç manşetle nasıl siyasi bir ‘Türk tehdidi’ hikâyesine dönüştürülebildiğidir. Uçuş emniyetini gerçekten düşünüyorsanız yapılması gereken çok açık: Siyaseti bir kenara bırakıp teknik koordinasyonu güçlendirmek çünkü gökyüzünde siyasi tanıma değil, teknik gerçekler geçerlidir. Radar, uçağın milliyetine de siyasete de bakmaz. Gerçeği görür.” ifadelerini kullandı.

Mete TÜMERKAN’ın köşesinin tamamı şöyle: 

“Bir kez daha gerçekler başka yazılanlar başka oldu.

Rum ve Yunan basını, 19 Ağustos’ta Kıbrıs’ın kuzeybatısında İngiliz yolcu uçağı ile Türk Hava Kuvvetleri’ne ait A400M nakliye uçağının ayni bölgede gerçekleştirdiği uçuşu “çarpışma tehlikesi” ve “sivil havacılığa tehdit” olarak duyurdu.

Türkiye’yi ve KKTC’yi hedef alan gerçek dışı haberlere yer verdi.

Türkiye ve KKTC suçlandı.

Rum Yunan ikilisi aslında Kıbrıs’ta yıllardır değişmeyen bir yöntemi devreye koydu. Uçuş güvenliğinden siyasi bir malzeme devşirmeye çalıştı.

Ne olduğuna gelin bir bakalım.

Teknik bir konu ortaya çıkar, Rum-Yunan tarafı bunu kısa süre içerisinde siyasi bir meseleye dönüştürür. Ardından Rum ve Yunan basınında aynı doğrultuda haberler birbirini izler ve sonunda Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafını suçlayan yayınlar yapılır. Türk tarafının aleyhinde bir algı oluşturmak istenir.

19 Ağustos’ta Kıbrıs’ın kuzeybatısında yaşanan hava trafik hadisesinde de benzer bir tabloyla karşı karşıya kaldık.

Belfast-Larnaka seferini gerçekleştiren İngiliz yolcu uçağı ile Somali’den Türkiye’ye dönen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait A400M nakliye uçağının rotaları Ercan Tavsiyeli Hava Sahası içerisinde kesişti.

Rum-Yunan basını olayı nasıl gördü?

“Tehlikeli yakınlaşma…”

“Çarpışmanın eşiğinden dönüldü…”

“Türk askerî uçağı sivil havacılığı tehlikeye attı…”

Manşetler böyleydi.

Ancak teknik verilere baktığınız zaman karşınıza çok daha farklı bir tablo çıkıyor.

Peki gerçek ne?

Ercan Hava Trafik Kontrol Merkezi, yaklaşmakta olan İngiliz yolcu uçağını Türk A400M mürettebatına önceden bildirdi.

Türk pilotlar sivil uçağı görsel olarak takip etti.

İki uçak arasındaki geçiş, 1.300 feet dikey ve 2 deniz mili yatay ayrım muhafaza edilerek kontrollü şekilde gerçekleşti.

Dahası var.

Olayın ardından İngiliz havayolu şirketi tarafından herhangi bir Trafik Uyarı ve Çarpışma Önleyici Sistem, yani TCAS raporu da düzenlenmedi.

Şimdi sormak gerekiyor:

Eğer ortada Rum-Yunan basınının iddia ettiği boyutta bir “çarpışma tehlikesi” varsa, neden TCAS raporu yok?

Ercan ACC’nin önceden yaptığı trafik bilgilendirmesi neden haberlerde yeterince anlatılmıyor?

Uçaklar arasındaki dikey ve yatay ayrım neden geri plana itiliyor?

Çünkü mesele yalnızca uçuş emniyeti değil.

Mesele yine siyaset.

Mesele yine Türkiye ve KKTC’yi suçlamak. Algı oyunu oynamak.

Ercan’ı yok say, sonra Türkiye’yi suçla

İşin asıl çelişkili tarafı da burada.

Ercan’da birincil ve ikincil gözetim radarları var.

Ağırdağ’da ikincil gözetim radarı bulunuyor.

Ercan ACC, 24 saat radar kontrol hizmeti veriyor.

Türkiye’nin SMART hava trafik yönetim sistemleri, Mode-S gözetim kabiliyeti ve geniş radar ağı da bölgedeki hava trafiğinin emniyetli şekilde yönetilmesine katkı sağlıyor.

Bütün bunlar fiilen var.

Ama Rum tarafı ne yapıyor?

Siyasi gerekçelerle Ercan’ın bu kapasitesini tanımıyor.

Ercan ile doğrudan teknik koordinasyondan kaçınıyor.

Sonra da koordinasyon eksikliğinin ortaya çıkarabileceği sorunları Türkiye ve KKTC’nin karşısına bir suçlama olarak çıkarıyor.

İşte esas üzerinde durulması gereken nokta budur.

Uçuş emniyeti siyasete kurban edilmemeli

Daha da ilginci, Türkiye’yi uçuş emniyeti konusunda hedef alanların kendi sistemlerindeki sorunlar.

Rum hava trafik kontrolörlerinin meslek örgütleri uzun süredir personel yetersizliğinden söz ediyor.

Uluslararası kuruluşlar da geçmiş yıllarda Güney Kıbrıs’ın hava seyrüsefer hizmetlerindeki personel ve teknik altyapı sorunlarına dikkat çekti.

Yunanistan’da ise daha 4 Ocak 2026’da Atina FIR’da büyük bir haberleşme arızası yaşandı.

Hava trafik kontrolörleri uçaklarla iletişim kuramaz hale geldi.

Yunanistan’a giriş yapan ve Yunan hava sahasını transit kullanacak uçuşlar durduruldu.

Hazırlanan uzman raporunda da sorunun eski haberleşme altyapısından kaynaklandığı ortaya kondu.

Buna rağmen bugün kontrollü şekilde yönetilmiş bir hava trafik hadisesinden Türkiye’ye yönelik yeni bir “uçuş güvenliği tehdidi” hikâyesi çıkarılıyor.

Gerçekleri siyaset değiştirmez

Kıbrıs sorununda yaşadığımız temel sıkıntılardan biri tam da budur.

Siyasi tanıma meselesi ile sahadaki gerçekler birbirine karıştırılıyor.

Ercan’ın uluslararası statüsü konusunda istediğiniz siyasi görüşü savunabilirsiniz.

Ama Ercan’daki radarları yok sayamazsınız.

Orada çalışan hava trafik kontrolörlerini yok sayamazsınız.

24 saat verilen radar kontrol hizmetini yok sayamazsınız.

Ve en önemlisi, siyasi olarak tanımadığınız bir yapının teknik kapasitesini de yokmuş gibi davranamazsınız.

Çünkü söz konusu olan insanların uçuş güvenliğidir.

19 Ağustos’taki olayın bana göre en dikkat çekici tarafı iki uçağın karşılaşması değil.

Asıl dikkat çekici olan, kontrollü şekilde yönetilmiş teknik bir olayın birkaç manşetle nasıl siyasi bir “Türk tehdidi” hikâyesine dönüştürülebildiğidir.

Uçuş emniyetini gerçekten düşünüyorsanız yapılması gereken çok açık:

Siyaseti bir kenara bırakıp teknik koordinasyonu güçlendirmek.

Çünkü gökyüzünde siyasi tanıma değil, teknik gerçekler geçerlidir.

   Radar, uçağın milliyetine de siyasete de bakmaz.

Gerçeği görür.”

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi