Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Galip Çelik, Batı Nil virüsü hastalığına ilişkin toplumda yer alan endişeleri kaleme aldı.
Batı Nil virüsüne bağlı ağır hastalık riskinin genel olarak ileri yaştaki erişkinler ve bağışıklık sistemini baskılayan kronik hastalıkları bulunan kişilerle yakın ilişkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nilüfer Galip Çelik, “Ancak bu durum çocukların tamamen risksiz olduğu anlamına gelmez. Altta yatan başka bir hastalığın etkisiyle bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda enfeksiyon daha yakından izlenmelidir.” dedi.
Nilüfer Galip ÇELİK’in köşe yazısının tamamı:
“Yaz aylarının gelmesiyle birlikte çocuklarda sivrisinek ısırıkları da günlük hayatın sık karşılaşılan sorunlarından biri haline geliyor ne yazık ki… Yaz aylarında yoğun olarak kaşıntılı şişlikler ve çeşitli cilt lezyonları ile günlük yaşamın bir parçası haline gelen bu sorun bu yıl yazın son günlerine gelinirken bambaşka bir endişeyi daha gündemimize taşıdı; Batı Nil virüsü hastalığı… Bilindiği gibi sivrisinekler nadiren de olsa ciddi enfeksiyonlara yol açabilecek virüslerin ya da parazitlerin taşıyıcısı olabiliyorlar. Hatta bizler bu coğrafyada ciddi sıtma salgınları ile mücadele etmiş bir toplum olarak benzer senaryolara tarihsel açıdan oldukça alışkınız da denebilir. Bu nedenle sıtmanın 1940’lı yıllarda gerçekleştirilen etkin sivrisinek mücadelesi ile nasıl sonlandırıldığı belki bu vesile ile hatırlanmalı ve vektörü sivrisinek olan tüm hastalıklar için en önemli unsurun sivrisinek popülasyonunu azaltmak olduğunu daha yazının en başında vurgulamalıyız.
Batı Nil virüsü ilk kez 1937 yılında Uganda’nın Batı Nil bölgesinde tanımlanmış bir hastalık olsa da aslında 1999 yılında New York’ta saptanmasının ardından Amerika kıtasında da hızla yayılmasıyla birlikte gündem olmaya başladı. Günümüzde dünyanın farklı bölgelerinde, özellikle sıcak aylarda sivrisinek aktivitesinin arttığı dönemlerde insan enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Yani özetle yeni ortaya çıkmış bir hastalık değil neredeyse 100 yıllık bir geçmişe sahip…
Batı Nil virüsünün insanlara enfekte sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan bir hastalık olduğunu biliyoruz. Sivrisinekler virüsü çoğunlukla enfekte kuşlardan alarak insanlara taşıyorlar. Günlük temaslar, sarılma, öpüşme, ortak eşyaları kullanma veya aynı ortamda bulunma yoluyla insandan insana bulaşması gibi bir durum söz konusu değil dolayısıyla Covid-19 pandemisindeki gibi bir durumla karşı karşıya kalmayacağımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Çok daha nadir olarak kan transfüzyonu, organ nakli ve anne karnında anneden bebeğe geçiş gibi yollarla bulaşma bildirilmiştir. Genellikle hastalık sinek ısırığından sonra 2-14 gün kuluçka süresi akabinde belirti göstermeye başlar.
Virüsle enfekte olan insanların %80 i hiçbir belirti göstermeden (asemptomatik) olarak kalır. Hastalık bulgularının ortaya çıktığı küçük popülasyonda ise belirtiler herhangi bir hastalıkta olduğu gibi ateş, halsizlik, baş ağrısı, basit viral enfeksiyon bulguları gibidir ve ayırt edici bir özelliği bulunmamaktadır. Çok daha küçük bir hasta grubunda ise virüs sinir sistemini etkileyebilir. Menenjit (beyin zarı iltihabı), ensefalit (beyin iltihabı) veya akut flask miyelit (omuriliğin etkilendiği felç benzeri hastalık tablosu) gibi nörolojik tablolar gelişebilir. Özellikle yüksek ateşe eşlik eden şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bilinç değişikliği, havale, belirgin kas güçsüzlüğü, yürüme bozukluğu veya felç bulguları bu nedenle acil tıbbi müdahale gerektirmektedir.
Çocuklar açısından risk ne?
Batı Nil virüsüne bağlı ağır hastalık riski genel olarak ileri yaş erişkinler ve bağışıklık sistemini baskılayan kronik hastalık durumlarıyla yakın ilişkilidir. Bu nedenle sağlıklı çocuklarda ağır nörolojik hastalık erişkinlerin bazı yüksek riskli gruplarına kıyasla çok daha az görülür. Ancak bu durum çocukların tamamen risksiz olduğu anlamına gelmez. Erişkinlere benzer şekilde altta yatan başka bir hastalığın etkisiyle bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda enfeksiyon daha yakından izlenmelidir ve bu grup ağır nöroinvaziv hastalık gelişimi açısından da risk taşımaktadır.
Korunmanın en etkili yolu: Sivrisinek ısırığını önlemek
Ülkemiz açısından belki en büyük eksikliklerimizden birisi surveyans çalışması adı verilen, bulaşıcı hastalıklar konusunda gerekli incelemelerin yapılması, toplumdaki bulaş sıklığının ortaya konması, hastalık sıklığının belirlenmesi ve bu veriler ışığında tam olarak ne düzeyde bir risk ile karşı karşıya olduğumuzun ortaya konmasıdır. Ne yazık ki bu verilere sahip olmadığımız noktada sadece literatürden edindiğimiz bilgiler ışığında fikir yürütmek zorunda kalıyoruz ama net olarak kendi gerçek durumumuzu bilemiyoruz.
Bugün insanlarda Batı Nil virüsüne karşı ruhsatlı bir aşı veya enfeksiyonu önleyen özgül bir ilaç bulunmamaktadır. Bu nedenle korunmanın temelini sivrisinek ısırıklarından kaçınmak oluşturur. Kişilerin bireysel olarak alabileceği önlemlerden daha önemlisi ise elbette toplumu korumak adına devletlerin yapacağı sivrisinek mücadelesidir.
Çocuklarımızı korumak için özellikle akşam ve sabah saatlerinde açık havada geçirilen zamanı mümkün olduğunca azaltmak, uzun kollu ve vücudu örten açık renkli giysiler tercih etmek, evlerin pencere ve kapılarında sineklik kullanmak alınabilecek bireysel önlemler olarak sıralanabilir. Sivrisinek kovucular ise yaşa ve ürünün kullanım talimatlarına uygun şekilde kullanılmalıdır; küçük çocuklarda kovucu ürünlerin bir yetişkin tarafından uygulanması, ağıza-göze temasına dikkat edilmesi önemlidir.
Ayrıca evimizin çevresinde su birikintilerinin oluşmasını önlemek, saksı altlıkları ve kullanılmayan kaplarda biriken suları düzenli olarak boşaltarak sivrisineklerin üreme alanlarını elimizden geldiğince azaltmak gene bireysel önlemler olarak sayılabilir.
Sonuç olarak Batı Nil virüsü çocuklarda çoğu zaman belirti vermeden veya hafif bir hastalık şeklinde seyretse de, nadiren ciddi nörolojik hastalıklara neden olabilir. Yaz aylarında basit korunma önlemlerini günlük yaşamın bir parçası haline getirmek, çocuklarımızın sağlığı açısından atabileceğimiz en değerli adımlardan biridir.”