4 Ekim 2026 Pazar

Şiddet küçümsendikçe büyüyor

KIBRIS 10
Yayınlama: 04 Ekim 2026 Pazar 13:05 | Güncellendi: 04.10.2026 11:31 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nuri, Dünya Şiddetsizlik Günü kapsamında KIBRIS’a yaptığı açıklamasında şiddetin görmezden gelindikçe normalleştirildiğini vurguladı
Şiddet küçümsendikçe büyüyor

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nuri, Dünya Şiddetsizlik Günü kapsamında KIBRIS’a yaptığı açıklamasında şiddetin görmezden gelindikçe normalleştirildiğini vurguladı

 

Görünüşü ‘küçük’, etkisi büyük… Amerikan Psikoloji Birliği’nin araştırmalarına göre görünüşte ‘küçük’ saldırıların birikimli etkisi öfke, depresyon ve umutsuzluk gibi ciddi duygusal tepkilere yol açıyor.

 

Kadına şiddetin görünmeyen yüzü… Türkiye’de 2024 yılında gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’na göre kadınların %28,2’si psikolojik, %18,3’ü ekonomik, %12,8’i fiziksel şiddete maruz kaldı.

 

“Türkiye’de her 7 çocuktan biri zorbalık mağduru”… Türkiye Büyük Millet Meclisi Akran Zorbalığını Araştırma Alt Komisyonu’nun 2026 raporuna göre, her 7 çocuktan biri zorbalık mağduru olarak raporlanırken; 6-17 yaş grubundaki çocukların %13,8’inin zorbalığa uğradığı kaydedildi.

 

Candan MERT

 

Şiddet, yalnızca fiziksel müdahaleyle sınırlı kalmayarak psikolojik, ekonomik, dijital ve sözel biçimlerde de günlük yaşamın farklı alanlarında kendini gösteriyor. Küçük görülen incitici davranışlardan aile içi şiddete ve akran zorbalığına kadar uzanan şiddet biçimleri, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde uzun süreli psikolojik ve sosyal etkilere yol açabiliyor. Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, Dünya Şiddetsizlik Günü kapsamında KIBRIS’a yaptığı açıklamada, günlük hayatta fark edilmeden kullanılan şiddet biçimlerine, aile içi şiddetin çocuklar üzerindeki etkilerine ve akran zorbalığında aile, öğretmen ve toplumun alması gereken rollere dikkat çekti. Aile içinde şiddete tanık olan çocukların bu davranışları modelleyerek ilerleyen dönemlerde yeniden tekrar edebildiğini kaydeden Nuri, şiddetin normalleşmesini önlemek için aile, okul ve toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri

“Şiddet 6 türde ortaya çıkıyor”

 

Şiddet denince akla genellikle fiziksel zararın geldiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, dünya genelindeki bütün uzmanların şiddetin çok daha geniş bir kavram olduğunu vurguladığını söyledi. Türkiye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sınıflandırmasına göre şiddet altı ana türde ortaya çıktığını dile getiren Nuri, bu türleri ‘fiziksel’, ‘cinsel’, ‘psikolojik’, ‘ekonomik’, ‘ısrarlı takip’ ve ‘dijital şiddet’ olarak sıraladı. Fiziksel şiddetin birinin ‘vücuduna zarar vermek’ anlamına geldiğini kaydeden Nuri, psikolojik şiddetin ise ‘bir kişiyi kontrol etmek için duyguların veya ihtiyaçların kullanılması’ olduğunu aktardı.

 

En fazla şiddet ‘küçük saldırganlıklarda

 

Günlük hayatta fark edilmeden uygulanan şiddet biçimlerinin başında ‘küçük saldırganlıkların geldiğini vurgulayan Nuri, “Psikoloji literatüründe ‘küçük saldırganlıklar’ olarak geçen bu kavram, günlük hayatta sözlü ya da sözsüz, kasıtlı ya da kasıtsız yapılan aşağılayıcı, küçük düşürücü veya incitici davranışlar olarak tanımlanıyor.” dedi. Bu anlamda küçük saldırganlıkların üç alt kategoride sınıflandırıldığına dikkat çeken Cahit Nuri, bunların ‘mikro-saldırı’, ‘mikro-hakaret’ ve ‘mikro-geçersizleştirme’ olarak sıralandığını söyledi. Bu çerçevede ‘mikro-saldırının genellikle kasıtlı olarak yapılan ırkçı veya cinsiyetçi hakaretler gibi aşağılayıcı sözlü veya sözsüz davranışlar olduğunu dile getiren Nuri, ‘mikro-hakaretin ise ‘genellikle kasıtsız olan duyarsız veya kaba yorumlar olduğunu kaydederken, buna örnek olarak ‘Sen bu işlerden anlamazsın’ veya ‘Bu kadar alıngan olma’ gibi küçümseyici ifadelerin verilebileceğini belirtti.

Nuri, ‘mikro-geçersizleştirme’ kavramını da açıklarken, bu kavramın ‘hedef gruptaki bir kişinin düşüncelerini, duygularını veya deneyimlerini inkâr etme ya da geçersiz kılma davranışları’ olduğunu dile getirdi. Nuri, bu davranışa örnek olarak ‘Abartıyorsun, o sadece bir şakaydı’ ifadesini verdi.

 

“Fiziksel şiddet buzdağının görünen kısmı”

 

Amerikan Psikoloji Birliği’nin aktardığı araştırmalardan yola çıkarak yapılan analizleri paylaşan Yrd. Doç. Dr. Nuri, bu tür görünüşte ‘küçük’ saldırıların birikimli etkisinin öfke, depresyon ve umutsuzluk gibi ciddi duygusal tepkilere yol açtığını kaydetti. Dijital şiddetin ise elektronik iletişim ve internet aracılığıyla işlenen şiddet olarak tanımlandığını vurgulayan Nuri, “Bu da siber taciz, rıza dışı pornografi, cinsel içerikli şantaj ve siber takip gibi biçimlerde ortaya çıkıyor. Türkiye’de 2024 yılında gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet Araştırması’na göre kadınların %28,2’si psikolojik, %18,3’ü ekonomik, %12,8’i fiziksel şiddete maruz kaldığını bildirilmiştir. Bu veriler, fiziksel şiddetin buzdağının yalnızca görünen kısmı olduğunu açıkça gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

 

“Şiddet modelleme yoluyla aktarılıyor”

 

Çocukların şiddet davranışlarını öğrenmesinde en önemli kuramsal çerçevenin, Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı olduğunu söyleyen Nuri, bu kurama göre saldırganlığın, gözlem yoluyla (modelleme) öğrenilebildiğini ve pekiştirilen davranışların tekrarlanma eğilimi gösterdiğini vurguladı. Çocukların şiddet davranışı sergileyen insanları gözlemleyerek saldırganlığı kişiler arası çatışmaları çözmek için kullanılabileceğini öğrendiklerini kaydeden Nuri, “Çocuklar, ebeveynlerinin çatışmaları şiddet yoluyla çözdüğünü gözlemlediklerinde, şiddeti meşru ve etkili bir problem çözme yöntemi olarak öğrenmektedirler. Bu durum, şiddetin kuşaklar arası aktarımını da açıklamaktadır; aile içinde gözlemlenen veya maruz kalınan şiddet, rol model alma ve öğrenme yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.” dedi.

 

“Şiddet anlık değil, uzun vadeli etkiliyor”

 

Araştırmaların, aile içi şiddete maruz kalan çocukların iletişim becerileri, duygu düzenleme becerileri ve çatışma çözme becerilerinin geliştirilmesi gerektiğini önerdiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Nuri, “Türkiye’de yapılan bir araştırma, şiddete tanık olan çocukların okulda arkadaşlarına daha fazla şiddet uyguladıklarını tespit etmiştir. Bir başka çalışma ise şiddete maruz kalan çocukların duyarsızlaşma yaşayabileceğini ve şiddeti olağanlaştırma riski taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, aile içi şiddetin çocuklar üzerindeki etkisinin yalnızca anlık değil, uzun vadeli ve kuşaklararası olduğunu göstermektedir.” ifadelerini kullandı.

 

“Akran zorbalığı çok yaygın”

 

Akran zorbalığı hakkında da açıklamalarda bulunan Yrd. Doç. Dr. Nuri, bu şiddet türünün okullarda en yaygın görünen şiddet biçimlerinden biri olduğunu vurguladı. Nuri, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Akran Zorbalığını Araştırma Alt Komisyonu’nun 2026 raporuna göre, her 7 çocuktan biri zorbalık mağdurudur; 6-17 yaş grubundaki çocukların %13,8’i zorbalığa uğramaktadır. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 verilerine göre Türkiye’deki öğrencilerin %27’si zorbalığa maruz kalmakta olup bu oran Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamasının üzerindedir. 2026 yılında yapılan bir başka araştırma ise akran zorbalığı yaygınlığını %42,1, siber zorbalık yaygınlığını ise %12,7 olarak tespit etmiştir.” İfadeleriyle şiddet verilerini ortaya koydu.

 

Aile ve öğretmenlere öneriler

 

Akran zorbalığı ile şiddet arasındaki ilişkinin tek yönlü olmadığını dile getiren Cahit Nuri, araştırmaların, okulun fiziksel ortamının, öğretmen davranışlarının ve okul atmosferinin akran zorbalığı ile yakından ilişkili olduğunu gösterdiğini kaydetti. Toplumdaki şiddet dilinin okullara taşındığına vurgu yapan Nuri, “Günümüz dünyası ‘şiddet ve zorbalık çağı’ olarak tanımlanmaktadır.” dedi. Bir çocuğun zorbalığa maruz kaldığında aile ve öğretmenlerin izlemesi gereken yollara da değinen Nuri, “Aileler çocuğun duygu ve düşüncelerini yargılamadan dinlemeli; zorbalığa uğradığı için çocuğu suçlamamalı, okul ile düzenli toplantılar yaparak çocuğun okul ortamındaki durumunu takip etmeli, öğretmenler ve okul rehberlik servisi ile iletişime geçmeli ve durumu resmi olarak bildirmeli, öğretmenle özel olarak görüşmeli; endişeleri sakin ve suçlayıcı olmayan bir dille paylaşmalı ve gerektiğinde uzman desteği almaktan çekinmemelidir.

Öğretmenler ise, zorbalık davranışına anında müdahale ederek davranışı sonlandırmalı, akran zorbalığının öğrencinin hem kendisine hem de karşı tarafa zarar verebileceğini anlatmalı ve olumlu rol model olarak çocuğun yapıcı iletişim becerilerinin geliştirilmesine teşvik etmeli” ifadelerini kullandı.

 

“Siber zorbalık daha yıkıcı etkiler yaratabilir”

 

Siber zorbalığın, geleneksel akran zorbalığından farklı olarak dijital ortamın kalıcılığı, yayılma hızı ve ulaşılabilirlik özellikleri nedeniyle daha yıkıcı etkiler yaratabileceğine vurgu yapan Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, 2025 yılında yapılan araştırmaların siber zorbalığın gençler üzerindeki etkilerini çarpıcı biçimde ortaya koyduğunu kaydetti. Nuri, bu etkilerin, ‘Travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu’, ‘İntihar Düşüncesi’, ‘Öz Saygı ve Öznel İyi Oluşun Olumsuz Etkilenmesi’, ‘Kaygı ve Öz Saygı Problemleri’ ve ‘Uyku ve Fiziksel Sağlık Sorunları’ olarak sıralanabileceğini vurguladı.

 

Zorbalık mağduru gençler stres bozukluğu yaşıyor

 

Bu çerçevede raporlanan verilere göre siber zorbalık mağduru gençlerde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomları ile siber zorbalık deneyimi arasında güçlü bir pozitif ilişkinin tespit edildiğini kaydeden Nuri, “Siber zorbalığa uğrayan gençler akademik, duygusal, psikolojik ve davranışsal açıdan olumsuz etkilenmektedir. Klinik örneklemlerle yapılan bir araştırma, siber zorbalığa maruz kalan gençlerin %78,3’ünde klinik düzeyde yüksek travma sonrası stres bozukluğu semptomları görüldüğünü ortaya koymuştur.” dedi.

 

“Kaygı ve depresif belirtiler yaşanabilir”

 

Düzenli aralıklarla tekrar tekrar gözlemlemeler yapılan bir araştırmada, kaygı ve düşük öz saygının siber mağduriyetin hem nedeni hem de sonucu olabileceğini gösterdiğini dile getiren Nuri, bununla beraber siber zorbalığa maruz kalan ergenlerin uyku bozuklukları, kaygı ve depresif belirtiler yaşadığının da raporlandığını vurguladı. Türkiye’deki kaynakların da benzer bulguları doğruladığına dikkat çeken Nuri, “Siber zorbalık sonucunda mağdur bireylerin arkadaşlarına karşı güven duygularını yitirdikleri, konsantrasyon düşüklüğü, uyku bozukluğu ve kendilerini yalnız hissettikleri görülmektedir. Siber zorbalığın bir çocuğun psikolojik sağlığını, akademik başarısını ve sosyal ilişkilerini derinden etkileyebileceği vurgulanmaktadır. Kaygı, depresyon, özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, sosyal hayattan uzaklaşma, uykusuzluk ve içe kapanma en yaygın görülen etkiler arasındadır.” ifadelerini kullandı.

 

“Öfkeyi şiddete dönüştürmeden yönetebilmek önemli”

 

Öfkenin herkesin yaşadığı doğal bir duygu olduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, önemli olanın ‘öfkeyi şiddete dönüştürmeden yönetebilmek’ olduğunu vurguladı. Bu kapsamda günlük hayatta kullanılabilecek ve bilimsel olarak etkili olduğu kanıtlanmış yöntemler açısından önerilerde bulunan Nuri, öfke fark edildiğinde tartışmaya kısa bir ara verme, dikkatini başka yöne çevirme, ‘Bu da geçecek’ şeklinde kendini yatıştırıcı ifadeler kullanma, gevşeme ve nefes egzersizleriyle kas gevşetme gibi bilişsel ve davranışsal stratejilerle öfkeyi şiddete dönüştürmeden yönetmenin mümkün olduğunu kaydetti. Bununla beraber duygusal farkındalık ve düzenleme açısından da yapılabilecek öfke yönetme davranışlarının bulunduğunu dile getiren Nuri, öfke anında kontrol kaybına uğramadan duyguyu tanıma, beden farkındalığı ve akran desteğiyle ‘sakin kalma alanına dönmeyi öğrenme’ ve farkındalık (mindfulness) pratikleri gibi unsurlarla bu yönetimin sağlanabileceğini aktardı.

 

Yapıcı bir diyalog için öneriler

 

Öfke yönetimi bağlamında eğitim psikologları için yapılandırılmış yaklaşımların da olduğunu söyleyen Nuri, “Yetişkin varlığı, duygusal düzenleme ve sistemik desteği önceliklendiren ‘şiddetsiz direniş’ yaklaşımı, özellikle okul ortamlarında şiddetle baş etmede etkili olduğu gösterilmiştir. Türkiye’de yapılan bir araştırma, şiddetsiz direnişe dayalı öğretmen eğitim programının öğretmenlerin sınıf içi olumsuz davranışlara karşı tutumlarını olumlu yönde değiştirdiğini ortaya koymuştur.” dedi. Nuri, bunun yanında ‘Davranış sepetleri, uzlaşma jestleri, gerilim düşürme stratejileri ve destek ağları’ araçlarının da çatışma anlarında tansiyonu düşürmek ve yapıcı bir diyalog zemini oluşturmak için kullanıldığını kaydetti.

 

“Nefes egzersizi kızgınlığı hafifletir”

 

Öfke kontrolünde kişinin kendi kendini sakinleştirmesinin de önemli olduğunun altını çizen Yrd. Doç. Dr. Nuri, buna yönelik nefes ve kalp atışını kontrol ederek fizyolojik olarak sakinleşmenin kızgınlık duygusunu hafifleteceğini vurguladı. Bununla beraber öfkeyi yönetme kararlılığının zamanla daha sağlıklı tepkiler geliştirmeyi sağlayacağını da aktaran Nuri, şiddetin bir problem çözme yöntemi olmadığını içselleştirmenin de öfke anında otomatik olarak şiddete yönelmeyi engelleyeceğine vurgu yaptı.

 

“Şiddetin normalleşmesi birlikte önlenir”

 

Şiddetin normalleşmesini önlemenin sadece bireylerin değil; ailelerin, okulların, toplumun ve politika yapıcıların birlikte hareket etmesi gereken çok katmanlı bir mesele olduğunu dile getiren Nuri, bu anlamda çok kapsamlı bir sorumluluk ağının oluştuğunu kaydetti. Ailelere düşen sorumluluklara değinen Nuri, “Aile içi şiddetin hiçbir biçimini normalleştirmemek, küçümsememek veya yok saymamak, çocuklara şiddetsiz çatışma çözme becerileri kazandırmak, dijital araçların denetimini sağlamak ve çocukların çevrimiçi etkinliklerini takip etmek ve aile içi şiddet yaşayan ailelere düzenli ve sürekli eğitim sağlanmasını talep etmek ve bu eğitimlere katılmak ailelere düşen sorumluluklardır” dedi.

 

“Okullarda BDT ve MVP gibi programlar uygulanmalı”

 

Öğretmenlerin ve eğitim kurumlarının da sorumluluklarının bulunduğunu kaydeden Nuri, “Okul tabanlı şiddet önleme programlarını etkin biçimde uygulamak öğretmenlerin ve kurumların sorumluluğundadır. Bununla beraber 88 etki değerlendirmesinden elde edilen kanıtlar, okul temelli davranışsal şiddet önleme müdahalelerinin öğrencilerin davranışlarını, duygusal düzenlemelerini ve şiddetle ilgili tutumlarını tutarlı biçimde iyileştirdiğini göstermektedir. Tüm bunların yanında Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli yaklaşımlar ve sosyo-duygusal beceri programları kullanmak, Mentors in Violence Prevention (MVP) gibi akran mentorluğu programlarını uygulamak ve eğitim kurumlarında psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerini güçlendirmek de şiddetin normalleşmesini önlemek için öğretmen ve kurumların üzerine düşen sorumlulukların arasındadır” ifadelerini kullandı.

 

“Şiddet farkındalığı eğitimleri düzenlenmeli”

 

Şiddetin normalleşmesini önlemek için toplum ve politika yapıcılarına da sorumlulukların düştüğünü vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Cahit Nuri, bu sorumlulukları, ‘Şiddeti normalize eden, hatta özendiren medya dilinin değiştirilmesi için çalışmalar yapmak’, ‘İlköğretimden başlayarak toplumun bütün katmanlarında şiddet farkındalığı eğitimleri düzenlemek’, ‘Şiddet mağdurlarını korumaya yönelik yasal önlemleri güçlendirmek ve uygulamak’ ve ‘Şiddetin yeniden üretimini önlemek için hem mağdurlara hem de şiddet uygulayanlara yönelik koruyucu, önleyici ve dönüştürücü müdahaleleri hayata geçirmek’ olarak sıraladı.

 

 “Faillerin %95’i erkek”

 

İstanbul Kültür Üniversitesi Adalet ve Suç Psikolojisi Laboratuvarı’nın 2025 “Türkiye Şiddet Haritası” raporuna atıfta bulunan Nuri, “Şiddet vakaları bir yılda %75 artarak 2 bin 289’a yükselmiş; faillerin %95’inin erkek olduğu tespit edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 verilerine göre ise dünya genelinde yaklaşık 840 milyon kadın (her üç kadından biri) yaşamları boyunca partner şiddeti veya cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Bu veriler, şiddetin normalleşmesini önlemenin yalnızca bireysel değil, acil bir toplumsal öncelik olduğunu göstermektedir.” ifadeleriyle toplumdaki şiddet vakalarının vahametine vurgu yaptı.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi