26 Haziran 2026 Cuma

Aileler dikkat!

KIBRIS 8
Yayınlama: 26 Haziran 2026 Cuma 12:20 | Güncellendi: 26.06.2026 12:31 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
26 Haziran Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’nde KIBRIS’a konuşan Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz ile Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, erken teşhisin önemine vurgu yaptı.
Aileler dikkat!

26 Haziran Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’nde KIBRIS’a konuşan Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz ile Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, erken teşhisin önemine vurgu yaptı.

Davranış değişiklikleri!… Zeliha Yılmaz, ailelerin çoğu zaman erken belirtileri fark edemediğini dile getirerek, çoğu zaman bağımlılığın ilk belirtilerinin ‘ergenlik dönemi değişimleri’, ‘geçici bir arkadaş etkisi’ ya da ‘kişilik değişikliği’ diye düşünülerek bu gibi önemli işaretlerin gözden kaçtığına vurgu yaptı. Yılmaz, “Bireyin eski ilgi alanlarından uzaklaşması, aileyle vakit geçirmek istememesi, arkadaş çevresini gizlemeye başlaması, sürekli yalnız kalma isteği erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor.” dedi.

“‘Masum’ denilen maddelere kanmayın”… Prof. Dr. Çakıcı, halk arasında ‘ot’ diye bilinen uyuşturucunun ‘masum’ olduğunu savunanlar olduğuna dikkat çekerek, “Bu tamamen yanlış bir düşüncedir. Bir insan bu maddeyi aldığında, paranoid kişilik bozukluğu yaşayabilir.” dedi. Ailelerin çoğu zaman bağımlılığı geçici bir sorun olarak değerlendirdiğini söyleyen Çakıcı, tedavide yaşanan gecikmelerin bağımlılıkla mücadeleyi zorlaştırdığını vurgularken, erken müdahalenin hayat kurtarıcı öneme sahip olduğunu kaydetti.

Candan MERT

Kıbrıs Türk Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) bünyesinde görev yapan Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz ile Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, 26 Haziran Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü kapsamında KIBRIS’a açıklamalarda bulundu.

Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz, bağımlılık nedeniyle destek arayanların önemli bölümünü 22-35 yaş aralığındaki bireylerin oluşturduğunu belirterek, ailelerin çoğu zaman erken belirtileri fark edemediğine dikkat çekti. Bağımlılığın yalnızca belirli bir yaş grubunu ya da sosyoekonomik kesimi etkilemediğini vurgulayan Yılmaz, şüphe duyulan durumlarda beklemek yerine profesyonel destek alınmasının, olası risklerin büyümesini önlemede kritik rol oynadığını ifade etti.

Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Çakıcı ise, madde kullanımının bireylerin ruh sağlığı üzerinde ciddi tahribatlara yol açtığını kaydederek, deneme yaşının 11-12’lere kadar düştüğüne dikkat çekti. Ailelerin çoğu zaman bağımlılığı geçici bir sorun olarak değerlendirdiğini söyleyen Çakıcı, tedavide yaşanan gecikmelerin bağımlılıkla mücadeleyi zorlaştırdığını vurgularken, erken müdahalenin hayat kurtarıcı öneme sahip olduğunu kaydetti.

Yılmaz: En çok başvuru 22-35 yaş arasında

Klinik Psikolog Zehra Yılmaz, konu bağlamında yaptığı değerlendirmede YEDAM’da bağımlılık ve madde kullanımıyla ilgili başvurularda en sık karşılaşılan yaş aralığının 22-35 yaş grubu olduğunu kaydederken, “Bu dönem, bireyin eğitim hayatından iş yaşamına geçiş yaptığı, ekonomik ve sosyal sorumluluklarının arttığı, aynı zamanda kimlik, kariyer ve ilişki alanlarında önemli kararlar aldığı bir yaşam evresine denk gelmektedir” dedi. Yılmaz, bu yaş grubunda madde kullanımının, stresle baş etme, duygusal zorluklardan kaçınma, sosyal çevreye uyum sağlama ya da performansı artırma amacıyla başlayabildiğini aktarırken, zaman içerisinde kullanımın kişinin kontrolünden çıkması ve işlevselliğini etkilemesiyle profesyonel destek arayışının ortaya çıktığına vurgu yaptı.

Tüm bunların yanında bağımlılığın yalnızca belirli bir yaş grubunun sorunu olmadığına dikkat çeken Yılmaz, ergenlik döneminden ileri yaşlara kadar her yaşta madde kullanımına bağlı sorunlarla karşılaşılabildiğini dile getirdi. Yılmaz, “Ancak başvuru yoğunluğuna baktığımızda, özellikle 22-35 yaş arası bireylerin hem kendi istekleriyle hem de ailelerinin yönlendirmesiyle daha sık destek aradıklarını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Aileler işaretleri gözden kaçırabiliyor”

Ailelerin çoğu zaman bağımlılığın ilk belirtilerini ‘ergenlik dönemi değişimleri’, ‘geçici bir arkadaş etkisi’ ya da ‘kişilik değişikliği’ diye düşünerek bu gibi önemli işaretleri gözden kaçırdıklarına vurgu yapan Yılmaz,  “Özellikle daha küçük yaş gruplarında gencin eski ilgi alanlarından uzaklaşması, aileyle vakit geçirmek istememesi, arkadaş çevresini gizlemeye başlaması, ani duygu durum değişiklikleri, uyku ve iştah düzenindeki farklılıklar, okul başarısında düşüş, sorumluluklarını ihmal etme ve sürekli yalnız kalma isteği erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor” dedi. Bununla beraber ailelerin, çocuklarındaki yalan söyleme davranışlarındaki artışı, para harcamalarındaki açıklanamayan değişiklikleri veya evden küçük miktarlarda para kaybolmalarını bağımlılık riskiyle ilişkilendiremeyebildiklerini kaydeden Yılmaz, bağımlılığın çoğu zaman tek bir belirtiyle değil, kişinin yaşamının farklı alanlarında ortaya çıkan davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğinin altını çizdi. Yılmaz, “Önemli olan, bu belirtilerin tek başına değil, bir arada ve süreklilik gösterip göstermediğine dikkat etmektir” dedi.

“Bağımlılık ekonomik koşullarla açıklanamaz”

Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz, başvuruların özellikle 30-35 yaş grubunun dikkat çekici bir kısmını, uzun süredir kullanım öyküsü olan ancak bunun yaşamlarına olumsuz etkilerini artık daha belirgin şekilde görmeye başlayan bireylerin oluşturduğunu vurguladı. Bu yaş aralığındaki dönemlerin, kişinin kariyer, evlilik, ebeveynlik ve ekonomik sorumluluklarının arttığı dönemler olduğunu belirten Yılmaz, konuşmasında, “Bu nedenle daha önce tolere edilebildiği düşünülen madde kullanımı, iş performansında düşüş, ilişki problemleri, finansal zorluklar veya ruh sağlığında bozulmalar şeklinde görünür hale gelebiliyor” ifadelerine yer verdi. Yılmaz, ‘Bağımlılık’ durumunu tek bir aile profili ya da belirli bir sosyoekonomik grup ile tanımlamanın mümkün olmadığını dile getirerek, toplumdaki önyargıların aksine, bağımlılığın; eğitim düzeyi, gelir durumu veya sosyal statü fark etmeksizin her ailede görülebilen bir sorun olduğunu kaydetti. Klinik gözlemleri doğrultusunda destek almak için başvuran ailelerin önemli bir kısmının orta ve düşük gelir grubundan geldiğini aktaran Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz, tüm bunların yanında yüksek gelir düzeyine sahip ailelerde de bağımlılık vakalarıyla sıklıkla karşılaşıldığını belirterek, bu anlamda bağımlılığı yalnızca ekonomik koşullarla açıklamanın doğru olmadığını dile getirdi.

“Destek için bağımlılığın kesinleşmesini beklemeyin”

Ailelere profesyonel destek alınması açısından önerilerde bulunan Zeliha Yılmaz, destek almak için bağımlılığın kesinleşmesini beklemenin gerekmediğini ifade etti. Yılmaz, bu anlamda bir ebeveynin çocuğunda veya yakınında belirgin davranış değişiklikleri fark ettiğinde, onlarla iletişim kurmakta zorlanmaya başladığında ya da madde kullanımıyla ilgili şüpheleri oluştuğunda bir uzmana danışabileceğini kaydetti. Profesyonel destek ihtiyacının göstergelerine de değinen Klinik Psikolog Yılmaz, “Özellikle kişinin madde kullanımını inkar etmesi, kullanım sıklığının artması, okul veya iş yaşamının olumsuz etkilenmesi, aile ilişkilerinde ciddi çatışmalar yaşanması, sosyal çevresinin tamamen değişmesi veya riskli davranışlar göstermeye başlaması destek ihtiyacının önemli göstergeleridir” ifadelerini kullandı.

“Erken müdahale, koruyuculukta en güçlü faktör”

Klinik Psikolog Zeliha Yılmaz, 30-35 yaş grubundaki bireylerin ise genellikle “İstediğim zaman bırakabilirim” düşüncesiyle uzun süre profesyonel destek almadan hayatlarına devam edebildiklerini dile getirirken, zamanla kullanımın kontrol edilmesinin zorlaştığını fark ettiklerinde ya da aile, eş veya iş çevresinden gelen geri bildirimlerle birlikte yardım arayışına girdiklerini kaydetti.

Tüm bunlarla birlikte erken müdahalenin, bağımlılık alanında en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Birçok aile ‘Biraz daha bekleyelim, belki düzelir’ düşüncesiyle hareket ediyor. Ancak şüphe duyulan noktada alınan profesyonel görüş, hem sürecin daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar hem de olası risklerin büyümesini önleyebilir” dedi.

Çakıcı: Madde, insan psikolojisini bozar 

Pembe Köşk Psikiyatri Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Çakıcı da, konu özelinde KIBRIS’a yaptığı açıklamalarda madde kullanımı nedeniyle hastaneye başvuran kişilerde görülen psikiyatrik belirtileri, ailelerin çocukları için dikkat etmesi gereken hususları ve erken müdahalenin önemini irdeledi. Madde kullanımı nedeniyle hastaneye başvuran kişilerde görülen psikiyatrik belirtilerin çok boyutlu olduğunu ifade eden Çakıcı, depresyon, kaygı, anksiyete bozukluğu, psikoz, akıl hastalığı belirtileri gibi durumların bu belirtiler arasında sayılabileceğini kaydederek, “Madde kullanımı insan psikolojisini bozan bir durumdur” dedi. Madde kullanımının kişide kaygı, endişe, takıntı, şüphe, öfke problemleri, saldırganlık, antisosyal davranış, aile-çevre tartışmaları gibi durumları da ortaya çıkardığını vurgulayan Çakıcı, bu durumların yoksunluk belirtilerinden farklı olduğunu söyledi. Bu anlamda gençlerin büyük aile sorunlarıyla da hastaneye başvurabildiğini belirten Çakıcı, tüm bunlara ek olarak göz yaşarması, burun akması, kas ağrıları, mide ağrısı, mide bulantısı, ishal, sıkıntı ve huzursuzluk hisleri gibi yoksunluk şikayetlerinin de bulunduğunu aktardı.

“Madde deneme yaşı 11-12 yaşlara indi”

Hastane başvurularının çoğunluğunu gençlerin oluşturduğuna dikkat çeken Çakıcı, madde kullanımını deneme yaşlarının 11-12 yaşlara kadar indiğini kaydetti. Bu durumun bilimsel çalışmalar ile de ortaya konulduğunu vurgulayan Çakıcı, bu yaşlardaki çocukların ağır maddeler kullandıklarını da sözlerine ekledi. Bununla beraber bağımlılığın geliştiği yaş aralığının 18-25 yaş aralığı olduğu dile getiren Çakıcı, 30-40 yaşın üzerinde de hastalarının bulunduğunu ifade etti. Ailelerin bazı noktalarda çocuklarının bağımlılığının farkına varamayabildiklerini aktaran Çakıcı, bazı durumlarda da ailelerin çocuklarına ‘bağımlılığı’ yakıştıramadığını ve konduramadığını belirterek, tedavide gecikmenin bu noktalarda da yaşanabildiğini söyledi. Ailelerin küçük sinyalleri gözden kaçırabildiğini de vurgulayan Çakıcı, belli bir noktadan sonra aileler çocuklarının madde kullandığını fark ettiklerinde ‘nasihatle vazgeçireceğini düşünme’ hatasına düştüğünü belirtti. Çocuğun bu noktada ‘geçecek’ ve ‘bir daha yapmayacağım’ gibi sözler verdiğini ancak durumun böyle ilerlemediğini dile getiren Çakıcı, “Aileler sanıyor ki bu durum ile konu kapanacak. Ama konu hiçbir zaman bu şekilde kapanmıyor. İşler çok ciddi boyutlara vardığında aileler bize başvurmuş oluyor, dolayısıyla durum daha da ağırlaştığı için hem tedavi hem de genci kontrol altında tutmak zorlaşıyor. Hal böyle olunca, bağımlılıktan kurtulmak da çok zorlaşıyor” ifadelerini kullandı.

“Gençler, hatalı düşüncelere kapılmamalı”

Bu anlamda gençlere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, “Gençler, ‘Bir kereden bir şey olmaz’, ‘Ben kendimi kontrol ederim’ gibi yanılgılarla başlıyorlar. Bu noktada büyük bir yanlış var. Bazen bazı maddeler çok kısa dönemler içerisinde bağımlılık yapabiliyor. Bu çocuklar yine aynı yanılgılarla riskli ortamlar içerisinde bulunuyor, o ortamlarda birkaç kez bulununca da kendini kurtaramıyor. Bu anlamda ‘uyuşturucu ile ilgili yalanlar ve gerçekler’ kısmının konuşulması gerekiyor. Yani birkaç ‘masum deneme’ ile başlayan durumlar, ömür boyu sürecek bir veba gibi insanın hayat boyu kurtulmaya çalışacağı bir bağımlılığa ve soruna dönüşebiliyor. Gençlerimize önerim: bu küçük hatalı düşünce ve yanlışlara kapılmamalısınız” dedi. Bu noktada eğitim programlarının önemine vurgu yapan Çakıcı, çocukları ve gençleri maddeden uzak tutma amacıyla ciddi eğitim programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.

“Erken müdahale hayatidir”

Bağımlılıkta erken müdahalenin önemli olduğunun altını çizen Mehmet Çakıcı, “20 yıldır madde kullanan biriyle, 6 ay-1 yıldır madde kullanan birine yapılan müdahalenin zorluğu aynı seviyede olmayacaktır” dedi. Çakıcı, 20 yıldır bağımlı olan birinin tedavisinin ve bağımlılıktan kurtulmasının ‘çok zor’ olduğunu belirtirken, böyle bir hastanın tedavisi için defalarca yatışların gerekebileceğini aktardı. Çakıcı, buna karşın 6 ay veya 1 yıl gibi bağımlılık yaşayan bir hastanın ise ayaktan tedavi ve kısa müdahaleler ile bağımlılıktan kurtulmasının sağlanabileceğini belirterek, “Erken müdahale, bu anlamda hayati derecede önemlidir” dedi.

“‘Masum’ denilen maddelere kanmayın”

Halk arasında ‘ot’ diye bilinen uyuşturucunun ‘masum’ olduğunu savunan bir kesime de cevap veren Prof. Dr. Çakıcı, “Bu tamamen yanlış bir düşüncedir. Bir insan bu maddeyi aldığında, paranoid kişilik bozukluğu yaşayabilir. Bir de bunu cannabis yağı ile karıştırıyorlar; başka bir işlenme haliyle elde edilen cannabis yağı kanser tedavisinde kullanılıyor ancak marihuanaya geçirilen esrar ile kafa yaparak siz kanserden kurtulamazsınız. Bu tür yanılgılarla esrar kullananlarda ciddi akıl hastalıkları meydana geliyor. Bu maddenin kendisine veya hastalığına iyi geldiğini savunanlar, alkol içip sarhoş olduktan sonra ‘çok iyiyim’ diyenlere benziyor. Dolayısıyla bu durum tamamen psikolojiktir” ifadeleriyle, ‘masum’ denilerek piyasada dolaşan zehirlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi