Filozof denilince akıllarda masa başında oturan ve kitap karıştıran birisi yerine elleri arkada bağlanmış ve yürüyüş yapan bir bilge gözümüzde canlanır. Bu konuda yanılmıyoruz; Filozoflar, yürümeden neredeyse düşünemezler. İşte, bu alışkanlığı arkasındaki sırrı açıklıyoruz.

Filozof denilince çoğumuzun gözünde masa başında oturup kitap karıştıran biri değil, ellerini arkasında birleştirerek ağır adımlarla yürüyen bir bilge canlanır.
Peki bu görüntü gerçekten bir tesadüften mi ibaret? Aslında değil.
Aristoteles’ten Nietzsche’ye kadar pek çok filozof, yürüyüşü düşünme sürecinin ayrılmaz bir parçası haline getirmişti.
Peki onları yürümeye iten neydi? İşte yüzyıllardır süren bu alışkanlığın ardındaki şaşırtıcı nedenler…

Felsefe okulu: Yürüyenler
Aristoteles’in kurduğu felsefe okulunun takipçileri, Atina’daki okulun yürüyüş yollarında dolaşarak tartışıyordu. Bu nedenle Aristoteles’in öğrencileri “Peripatetikler”, yani kabaca “yürüyenler” olarak anılmaya başladı.
Burada yürümek yalnızca bir ulaşım biçimi değildi. Öğrenciler ve öğretmenleri hareket halindeyken felsefe, siyaset, bilim ve günlük yaşam üzerine konuşuyordu.
Yani bugün “yürürken bir şeyler düşünmek” olarak gördüğümüz alışkanlık, aslında Antik Yunan’da bir eğitim yöntemine dönüşmüştü.
Nietzsche saatlerce yürüyordu
Yüzyıllar sonra Friedrich Nietzsche de düşünmek için yürüyüşü tercih eden filozoflardan biri oldu.
Nietzsche’nin uzun yürüyüşlere çıktığı ve düşüncelerini bu sırada geliştirdiği biliniyor. Hatta onun için yürümek, yalnızca egzersiz yapmak anlamına gelmiyordu. Düşüncelerinin oluştuğu ve şekillendiği bir süreçti.
Bu nedenle Nietzsche’nin eserlerinde yürüyüş, doğa ve hareket temalarının sık sık karşımıza çıkması şaşırtıcı değil.

Kant’ın düzenli yürüyüşleri
Immanuel Kant ise yürüyüşü bambaşka bir seviyeye taşıdı.
Kant’ın her gün aynı saatlerde yürüyüşe çıktığı anlatılır. Öyle düzenli bir rutini olduğu söylenirdi ki Königsberg’deki insanların onun yürüyüşünü günün saatini anlamak için kullandığına dair meşhur bir hikâye bulunur.
Kant’ın yürüyüşleri yalnızca fiziksel aktivite değildi. Günlük hayatındaki düzenin önemli bir parçasıydı.
Peki yürümek gerçekten daha iyi düşünmeyi sağlıyor mu?
Asıl ilginç soru burada başlıyor.
Yürümenin etkisi
Modern bilim insanları da yıllar sonra filozofların sezgisel olarak yaptığı şeyin arkasındaki mekanizmayı araştırmaya başladı. Bazı çalışmalar, özellikle yaratıcı düşünme sırasında yürüyüşün olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor.
Yürürken beden hareket ederken dikkat tamamen tek bir noktaya kilitlenmiyor. Çevrenin değişmesi, ritmik hareket ve fiziksel aktivite zihnin daha serbest çağrışımlar yapmasına yardımcı olabiliyor.
Belki de mesele yürümek değil, uzaklaşmak.
Filozofların yürüyüş alışkanlığının en ilginç tarafı ise burada ortaya çıkıyor.
Yürüyüş, düşünmek için fiziksel bir alan değişikliği yaratıyor. İnsan masasından, odasından ve günlük işlerinden uzaklaşıyor. Böylece zihinsel olarak da aynı düşünceye farklı bir açıdan bakma fırsatı bulabiliyor.
Belki de Aristoteles’in öğrencileri, Nietzsche ve diğer filozoflar için yürüyüşün asıl sırrı buydu:
Bazen bir düşüncenin ilerlemesi için insanın önce kendisinin hareket etmesi gerekir.