KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Mete Tümerkan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27 Temmuz’da Kıbrıs’a yapacağı ziyareti değerlendirdi.
Mete Tümerkan’ın “Bu ziyaretten de bir şey çıkmaz” başlıklı yazısı şöyle:
“Kıbrıs konusu yeniden hareketli günler yaşıyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27 Temmuz’da Kıbrıs’a gelerek liderlerle görüşecek olması, dikkatleri yeniden Kıbrıs sorununa çevirdi.
Peki bütün bunlar ne anlama geliyor?
Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik mi başlıyor?
Yeni bir müzakere sürecinin kapısı mı aralanıyor?
Yoksa son dönemde Rum basınına yansıyan iddialarda olduğu gibi tarafların önüne yeni bir çözüm planı mı geliyor?
Durumu özetleyecek son sözü baştan söyleyeyim:
Bu ziyaretten de bir şey çıkmaz.
Çünkü ortada kapsamlı bir müzakere sürecinin başlayabileceği ortak bir zemin yok.
Üstelik mesele sadece Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının çözüm modellerinin birbirinden farklı olması da değil.
Daha basit konularda bile ilerleme sağlanamıyor.
Hatırlayalım…
5+1 formatındaki toplantılarda BM Genel Sekreteri, taraflara güven ortamının geliştirilmesi ve günlük yaşamı kolaylaştıracak bazı konularda ilerleme sağlanması yönünde görevler vermişti.
Yeni geçiş kapılarının açılması bunlardan biriydi.
Ara bölgede solar enerji projesi de üzerinde çalışılması öngörülen başlıklar arasındaydı.
Bunlar kapsamlı çözüm değildi.
Egemenlik tartışması değildi.
Toprak, mülkiyet, garantiler gibi Kıbrıs sorununun en çetrefilli başlıkları hiç değildi.
Bunlar iki taraf arasında güven inşa edilmesine yönelik, üzerinde uzlaşılması çok daha kolay olması gereken konulardı.
Ama olmadı.
İlerleme sağlanamadı.
Bunun temel nedeni de Rum lider Nikos Hristodulidis’in uzlaşmaz tutumudur.
Şimdi soralım:
Taraflar yeni bir geçiş kapısının açılması konusunda dahi anlaşamıyorsa, kapsamlı bir Kıbrıs çözümünü nasıl konuşacak?
Güven inşa edici meselelerde dahi mesafe alınamıyorsa, hangi ortak zeminden söz edeceğiz?
Bir başka önemli nokta daha var.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu metodolojide de bugüne kadar somut bir ilerleme sağlayamadı.
Erhürman, göreve geldikten sonra Kıbrıs sorununda sonuç odaklı, takvime bağlı ve ucu açık olmayan bir süreç yaklaşımını ortaya koydu.
Ancak gelinen noktada bu metodoloji üzerinden de herhangi bir ilerleme sağlanabilmiş değil.
Çünkü hangi yöntemi ortaya koyarsanız koyun, karşınızdaki taraf uzlaşmaya hazır değilse sonuç değişmiyor.
Üstelik Rum liderliği sadece müzakere masasında ve güven inşa edici önlemlerde uzlaşmaz bir tavır sergilemekle kalmıyor.
Bir yandan çözüm ve müzakere söylemini sürdürüyor, diğer yandan adada ve bölgede gerilimi artıracak adımlar atıyor.
Son dönemde imzalanan askeri anlaşmalar, geliştirilen savunma iş birlikleri ve bölgedeki dengeleri değiştirmeye yönelik hamleler ortada.
Bir taraftan “çözüm istiyorum” diyeceksiniz.
Diğer taraftan Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de mevcut dengeleri bozabilecek askeri adımlar atacaksınız.
Bu iki yaklaşımın aynı anda samimi bir şekilde yürütülmesi mümkün değildir.
Böyle bir ortamda güven nasıl oluşacak?
Daha önce de yazdım.
Rum basınında BM’nin Kıbrıs için yeni bir çözüm planı hazırladığı iddiaları gündeme getirildi.
Ancak bugün Kıbrıs’ta sorun yeni bir planın olup olmaması değildir.
Sorun çok daha temeldedir.
Kıbrıs Türk tarafı ile Rum tarafının çözüm anlayışları arasında ciddi bir uçurum vardır.
Ve daha da önemlisi, kapsamlı çözümden önce güven ortamı yaratacak en basit konularda dahi ilerleme sağlanamamaktadır.
Dolayısıyla ortada üzerinde yeni bir sürecin inşa edilebileceği ortak bir zemin bulunmuyor.
Ortak zemin yoksa müzakere de yoktur.
Müzakere yoksa yeni bir planın masaya getirilmesinin de anlamı yoktur.
Şimdi bu tabloya Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyaretini eklemek gerekiyor.
Guterres 2017 yılında göreve başladı.
Göreve başlamasının hemen ardından Kıbrıs sorunundaki en önemli sınavlarından birini Crans-Montana’da verdi.
Sonuç başarısızlık oldu.
Aradan geçen yıllarda da Kıbrıs sorununda kalıcı bir çözüm yönünde somut bir ilerleme sağlanamadı.
Şimdi ise Guterres’in görev süresinin tamamlanmasına altı aydan daha kısa bir süre kaldı.
Bu nedenle 27 Temmuz ziyareti bana göre yeni bir sürecin başlangıcından çok bir “veda ziyareti” niteliği taşıyor.
Genel Sekreter, görev süresini tamamlamadan önce Kıbrıs dosyasında geride kalan başarısız girişimlerin izlerini bir ölçüde gidermek ve çözüm umutlarının tamamen ortadan kalkmadığı görüntüsünü vermek istiyor olabilir.
O kadar.
Sonra?
İşte asıl soru budur.
Sonra ne olacak?
Yeni geçiş kapısı konusunda ilerleme sağlayamadınız.
Solar enerji konusunda ilerleme sağlayamadınız.
5+1 toplantılarında verilen görevleri yerine getiremediniz.
Erhürman’ın ortaya koyduğu metodoloji üzerinden somut bir mesafe alamadınız.
Bütün bunların üzerine Rum liderliği bölgedeki gerilimi artıracak, askeri dengeleri etkileyecek adımlar atmaya devam etti ve ediyor.
Böyle bir tabloda Genel Sekreter’in liderlerle yapacağı görüşmelerden önümüzdeki döneme ilişkin somut bir ilerleme sağlayacak sonuç beklemek gerçekçi değildir.
Çünkü sorun artık tarafları aynı masaya oturtmak değildir.
Asıl mesele, o masaya oturulduğunda neyin, hangi ortak anlayış temelinde müzakere edileceğidir.
Bugün bunun cevabı yoktur.
Bu nedenle, mevcut koşullarda yeni bir çözüm planı hazırlamak da olmayan ortak zemini varmış gibi göstermeye çalışmak da beyhude bir çabadır.
Kıbrıs sorunu onlarca yıldır aynı yöntemler denenerek çözülemedi.
Şimdi aynı koşullar altında farklı bir sonuç beklemek için de hiçbir neden yok.
Yeni bir plan için zemin yoktur.
Ve bu zemin oluşmadığı sürece Genel Sekreter’in bu ziyaretinden de Kıbrıs sorununda yeni bir dönemin kapısını açacak somut bir sonuç çıkmayacak.
Kısacası…
Bu ziyaretten de bir şey çıkmaz.”