“İçeriğe bakmak gerek. Ama böyle bir anlaşma hiç duymadım ben...” Önce Kıbrıslı Rumlar, “petrol arayacaklarını” açıkladı... - “İzin vermeyiz..” - “Müdahale ederiz” gibi tehditler geldi, özellikle Türkiye’den. Sonra güneyde “sondaj” başladı... Yine Türkiye’den geldi ilk tepkiler, “Biz de kendi bölgemizde sondaja başlar, kendi aramamızı yaparız...” “Askeri seçenek masada yok” dendi. Yani ilk günlerdeki o “asma kesme vurma” imaları, yerini biraz daha aklıselime bıraktı. Kıbrıs’ın kuzeyinde ise bir “seyir” hali vardı, “Cumhurbaşkanlığı-Dışişleri Bakanlığı” tartışması dışında, pek de “bilgi” yoktu. New York’un birkaç gün öncesinde, Cumhurbaşkanı Eroğlu gazete yöneticileri ile bir araya geldiğinde dahi “imza”dan söz etmemişti çünkü kanımca, “haberi yoktu” daha. Başbakan genelde, kendisine yöneltilen sorulara “henüz bilgimiz yok” yanıtı veriyordu. Ve New York’ta önceki gün “TC-KKTC KITA SAHANLIĞI SINIRLANDIRMA ANLAŞMASI” imzalandığı duyuruldu, “flaş gelişme” olarak. Bu anlaşmaya, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu imza koymuştu. Yine de kimseler bilmiyordu anlaşmanın içeriğini, neyin sınırlandırıldığını, hangi “sahadan” söz edildiğini. Sonrasında TC Dışişleri “bir sonraki adımı” açıkladı, bizim BAKANLAR KURULU toplanacak, Türkiye’ye petrol arama izni verecekti. Nitekim ertesi gün, Bakanlar Kurulu toplandı, bu izni verdi. Son bir haftanın özeti işte böyleydi... Doğrusu sokakta insanlar, gelişmelerden pek bir anlam çıkarmış değil. Ya “iyi olmuş, Rum petrol ararsa biz de ararız” gibisinden yorumluyorlar. Ya da “işimiz ayın oyun” diye... Önceki gün, II. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret ederek gelişmeleri yorumlamak istedim. Çok uzatmadan, bu röportaja bırakalım sözü. ‘HİÇ DUYMADIM’ Türkiye ile yani bizim kuzeyimiz ve Türkiye’nin güneyi arasındaki bölüm için mi imzalandı? Olabilir. Ancak, Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlandırma Anlaşması olur onun adı. Ben sınırımı belirlerim. Bu taraftaki zenginlikler bana, o taraftakiler ona ait... Bizim bildiğimiz böyle olur yani. 1960 anlaşmasında var olan haklarımız çerçevesinde de, aslında bizim de olan deniz altı zenginliklerini Rum tarafı gasbetmeye yöneldi. PEKİ BİZİM ‘GASP’LARIMIZ? 2004 öncesinde yani biz hükümete gelinceye kadar başı ağrıyan ya elçiliğe ya da kolorduya giderdi. Bizim dönemimizde bu düzeldi. Biz gittikten sonra işin kolayına kaçan hükümet ve Cumhurbaşkanı her şeyi yeniden Türkiye’ye havale etti. Eroğlu dedi ki, haritayı uluslararası konferansta görüşürüz. Yani maksat şu, Türkiye’ye “toprak tavizini sen ver” diyor. Kendi vermek istemiyor. Dolayısı ile böyle bir liderde yetki kalmaz ki! EROĞLU’NUN YETKİSİ Cumhurbaşkanları dünyanın birçok ülkesinde anlaşmalara imza atar, tabii hükümetle koordine içerisinde yaparlar bunu. Bilemiyoruz, belki de telefonla, mesajla koordinesini yapmıştır Eroğlu da. Ama burada Eroğlu’nun imzalama yetkisi yoktur, diyemiyorum. Cumhurbaşkanı’nın yetkileri anayasada sayılırmış ve içinde uluslar arası anlaşma yapmak yokmuş. Başbakan’da da yazmıyor bu. Eğitim Bakanı’nda da yazmıyor. Sonuçta halk seçmiş. SİZ İMZALAR MIYDINIZ? O zaman, Türkiye ile Münhasır Ekonomik Bölge ya da Kıta Sahası Sınırlandırma Anlaşması yapmazdık, Türkiye ile gasbedilmiş haklarımızı, doğal kaynaklarımızı geri alabilmek için bize destek veren bir ittifak anlaşması imzalardık. Doğru olan budur. Garantör ülke olarak ve Anavatan olarak benim uluslar arası gücüm, tanınmışlığım yok, o nedenle ben Türkiye ile böyle bir anlaşma yapardım. Bunun mantığı vardır. BU NASIL BARIŞ İNŞAASI