2 Temmuz 2026 Perşembe

Yorucu: Güven yaratan bir katalizör olacak

KIBRIS 5
Yayınlama: 02 Temmuz 2026 Perşembe 11:37 | Güncellendi: 02.07.2026 10:30 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
DAÜ Ekonomi Bölümü Başkanı öğretim üyesi Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Türkiye- KKTC arasında yapımı planlanan doğal gaz iletim boru hattı projesini KIBRIS’a değerlendirdi:
Yorucu: Güven yaratan bir katalizör olacak

DAÜ Ekonomi Bölümü Başkanı öğretim üyesi Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Türkiye- KKTC arasında yapımı planlanan doğal gaz iletim boru hattı projesini KIBRIS’a değerlendirdi:

 

Çevresel ve ekonomik etkiler… Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, doğal gaz boru hatlarının ülke sınırlarından geçmesi ile bu projenin Kıbrıs’ta çözüm öncesi, güven yaratan bir katalizör olacağını ifade ederek, projenin ekonomik ve çevresel faydalarına da dikkat çekti. Doğal gazın enerji üretiminde devreye girmesiyle zararlı çevresel etkilerin azalacağını bunun kamu sağlık harcamaları üzerinde dolaylı bir rahatlama sağlayabileceğini söyleyen Yorucu, enerji dönüşüm sürecinde elektrik fiyatları ve altyapı maliyetlerinin kısa vadede olumlu ekonomik etkiler yaratabileceğini vurguladı

 

Akdeniz doğalgazının Avrupa’ya taşınması… Prof. Dr. Yorucu, Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa’ya taşınmasını öngören projelerde eksik halkayı Türkiye ile bölgedeki gaz sahalarını bağlayacak iletim hattının oluşturduğunu belirterek, KKTC-Türkiye anlaşmasının bu süreç için önemli bir hukuki zemin sağladığını dile getirdi. Prof. Dr. Yorucu, “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) bizim adımıza burada doğal gazın çıkarılması, işletilmesi, nakil edilmesi ve de her türlü bakım onarımında tam yetki sahibidir.” dedi.

 

 

Cemre CEMALİ

 

Türkiye Cumhuriyeti, elektrik üretiminde hâlen fosil yakıtlara bağımlı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik iki önemli projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Türkiye ile KKTC arasında kurulması planlanan elektrik iletim hattının yanı sıra, Alanya’dan adaya uzanacak yaklaşık 97 kilometrelik doğal gaz iletim boru hattı için de çalışmalar sürüyor.

Mühendislik çalışmalarının bu yıl içerisinde tamamlanması hedeflenen projede, doğal gaz hattının 2028 yılında devreye alınması planlanıyor.

Projenin yalnızca KKTC’nin enerji arz güvenliğine katkı sağlaması değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de gelecekte yapılabilecek doğal gaz keşiflerinin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılmasına da zemin hazırlaması hedefleniyor.

Söz konusu proje, geçtiğimiz günlerde Başbakan Ünal Üstel ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz arasında yapılan görüşmede de ele alınmış, bu ay KKTC’de imzalanması planlanan anlaşma kapsamında projede gelinen son aşama ve yürütülen çalışmalar değerlendirilmişti.

Doğal gaz konularında çok sayıda araştırması ve bilimsel yayınları olan Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Ekonomi Bölümü Başkanı öğretim üyesi Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, planlanan Türkiye- KKTC doğal gaz iletim boru hattı projesini KIBRIS’a değerlendirdi.

 

“Rum Yönetimi Kıbrıslı Türklerin varlığını göz ardı etti”

 

DAÜ Ekonomi Bölümü Başkanı öğretim üyesi Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Doğu Akdeniz’de Amerikan Spectrum şirketinin 2010 yılı öncesinde gerçekleştirdiği üç boyutlu hidrokarbon sismik araştırmalarının sonuçlarına dikkat çekerek laboratuvar analizleriyle doğrulanan verilere göre Kıbrıs adasını çevreleyen Doğu Akdeniz sularında yaklaşık 8,3 trilyon metreküp doğal gaz potansiyeli bulunduğunun ortaya konulduğunu belirtti.

Söz konusu araştırmaların sonuçlarının uluslararası enerji piyasaları tarafından yakından takip edildiğini ifade eden Prof. Dr. Yorucu, elde edilen verilerin New York Borsası’na da bildirildiğini ve büyük enerji şirketlerinin bölgedeki potansiyelden fevkalade haberdar olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Yorucu, bu gelişmelerin ardından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Kıbrıslı Türklerin varlığını gözardı ederek tek yanlı olarak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS 1982) esas alarak Doğu Akdeniz’de 13 parselden oluşan tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan ettiğini hatırlatarak söz konusu adımın, Ada’da eşit haklara sahip olan Kıbrıslı Türklerin ve 1960 Garanti Antlaşmaları’na dayanan üç garantör devletin onaylarına başvurmadan gayrimeşru şekilde gerçekleştirildiğini vurguladı.

Rum yönetiminin ilan ettiği parsellerdeki hakların çeşitli ihaleler yoluyla Amerika, Fransa, Katar, İtalya ve Güney Kore orijinli enerji şirketlerine devredildiğini belirten Prof. Dr. Yorucu, şirketlerin bazı sahalarda yaklaşık her biri 120 milyon dolarlık ek sismik araştırmalar gerçekleştirdiğini ve ardından sondaj çalışmalarına başladığını kaydetti.

Prof. Dr. Yorucu, yapılan sondajlar sonucunda farklı sahalarda 100 ila 250 milyar metreküp arasında değişen doğal gaz rezervlerinin tespit edildiğinin bildirildiğini anımsatarak, ilk önemli keşiflerden biri 12’nci parseldeki Afrodit sahasında gerçekleşirken, daha sonra 10’uncu parselde Glafkos, 11’inci ve 6’ncı parsellerde ise Kronos, Kalipso ve Pegasus sahalarında doğal gaz bulunduğu açıklandı.

 

“Zohr yatağı Doğu Akdeniz’deki en büyük keşfi”

 

Söz konusu rezervlerin ekonomik olarak üretilebilir ve ticari değere dönüştürülebilir nitelikte olduğuna yönelik teknik fizibilite verilerine ulaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Yorucu, bölgedeki enerji hareketliliğini artıran bir diğer gelişmenin ise Mısır’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi içerisinde yer alan Zohr sahasında yaşandığını belirtti.

Prof. Dr. Yorucu, 11’inci parsele “10 deniz mili mesafedeki Zohr yatağında da Doğu Akdeniz’deki en büyük keşfi olarak gösterilen 850 milyar metreküplük bir kaynak tespit edildi” diyerek uluslararası enerji çevreleri tarafından bu rezervin son yılların en büyük doğal gaz keşiflerinden biri olduğunu açıkladı.

 

“Doğu Akdeniz kârlı bir yatırım alanına dönüştü”

 

Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Doğu Akdeniz’deki yaklaşık 8 trilyon metreküplük doğal gaz potansiyelinin uzun yıllardır bilindiğini ancak yüksek çıkarım maliyetleri nedeniyle ekonomik açıdan yeterince cazip görülmediğini belirtti.

Deniz tabanındaki derin rezervlerin işletilmesinin önemli maliyetler gerektirdiğini ifade eden Prof. Dr.  Yorucu, son yıllarda küresel enerji piyasalarında yaşanan gelişmelerin bu tabloyu değiştirdiğini söyledi.

Prof. Dr. Yorucu, Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan süreçte İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan gerilimlerin de enerji piyasalarındaki belirsizliği derinleştirdiğini kaydeden Yorucu, böylelikle petrol fiyatlarının da yükseldiğini söyledi.

Bu yükselişin doğal gaz fiyatlarına da yansıdığını kaydeden Prof. Dr.Yorucu, böylece maliyeti yüksek Doğu Akdeniz gazının uluslararası enerji şirketleri açısından kârlı bir yatırım alanına dönüştüğünü dile getirdi.

Prof. Dr. Yorucu, Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde yaşanan sorunların da bölgenin önemini artırdığına dikkat çekerek, Katar’ın South Pars ve North Fields sahalarından çıkarılan sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) sevkiyatının Hürmüz Boğazı’ndaki sıkıntılardan ve LNG terminallerinin İran tarafından bombalanmış olmasından dolayı Avrupa pazarında tedarik sıkıntısına yol açtığını ifade etti.

Aynı zamanda Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşın, Avrupa’ya doğal gaz taşıyan önemli iletim hatlarının kullanımını olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Yorucu, Avrupa Birliği’nin yıllık yaklaşık 150 milyar metreküplük doğal gaz ihtiyacının karşılanmasında, Ukrayna üzerinden transit geçen Northern Lights ve Brotherhood iletim hatlarının (yıllık 100 milyar ve 50 milyar metreküp taşıma kapasiteli) Rus gazprom şirketi tarafından kapatılması neticesinde Avrupa piyasasına doğal gaz tedarikinde ciddi sıkıntılar yaşandığını söyledi.

 

“Türkiye enerji koridorunun merkezinde”

 

Türkiye’nin mevcut enerji altyapısı ve coğrafi konumu sayesinde bölgesel bir enerji merkezi olma potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yorucu, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye, sahip olduğu güçlü enerji altyapısı ve jeostratejik coğrafi konumuyla doğal gaz ticaretinde önemli bir enerji köprüsü niteliği taşımaktadır. Ortadoğu ve Hazar Havzası’ndaki enerji kaynaklarının Avrupa pazarlarına ulaştırılmasında kritik bir geçiş noktası olan Türkiye, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının da Avrupa Birliği ülkelerine en kısa yoldan, en düşük maliyetli ve en güvenilir şekilde taşınmasına imkân sağlayabilecek konumdadır. Bu özelliğiyle Türkiye, enerji tedarik zincirinin kesintisiz işlemesine katkı sunan önemli bir merkez olarak öne çıkmaktadır.”

 

“KKTC-TPAO anlaşması iletim hattı için güçlü bir dayanak”

 

Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz kaynaklarının ekonomik değere dönüştürülmesi için Türkiye merkezli enerji koridoru projelerinin önem taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Yorucu, bölgede çıkarılacak doğal gazın önce Türkiye’ye, ardından Yunanistan üzerinden İtalya’ya ve Avrupa pazarlarına ulaştırılmasını öngören bir proje bulunduğunu belirtti.

Projenin hayata geçirilmesi için eksik kalan en önemli unsurun, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz sahalarını Türkiye’ye bağlayacak iletim hattı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yorucu, bu konuda Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında imzalanan antlaşmanın önemli bir hukuki zemin oluşturduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Yorucu, söz konusu anlaşma kapsamında KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu döneminde, hidrokarbon kaynaklarına ilişkin arama ve işletme haklarının KKTC adına Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) devredildiğini anımsattı.

Bu çerçevede TPAO’nun bölgede doğal gazın aranması, çıkarılması, işletilmesi, taşınması ve gerekli bakım-onarım faaliyetlerinin yürütülmesinde yetkili kurum konumunda bulunduğunu belirten Prof. Dr. Yorucu, “TPAO bizim adımıza burada doğal gazın çıkarılması, işletilmesi, nakil edilmesi ve de her türlü bakım onarımında tam yetki sahibidir.” dedi.

 

“KKTC tek başına bu güce sahip değil”

 

Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Türkiye’nin son yıllarda enerji alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdiğini belirterek, doğal gaz arama ve sondaj kapasitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.

Türkiye’nin derin denizlerde faaliyet gösteren sondaj ve araştırma filosunun güçlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Yorucu, Fatih, Yavuz ve Abdülhamid Han sondaj gemilerinin yanı sıra Çağrı Bey ve yeni nesil derin deniz sondaj gemileriyle arama faaliyetlerinin sürdürüldüğünü kaydetti.

Prof. Dr. Yorucu, Türkiye’nin ayrıca Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa 3 boyutlu sismik araştırma gemileriyle denizlerde veri topladığını belirterek, 2 boyutlu sismik bilimsel araştırmalarda kullanılan Piri Reis gemisinin de bu çalışmalara destek verdiğini ifade etti.

KKTC’nin tek başına bu ölçekte bir enerji yatırımını gerçekleştirebilecek teknolojiye, sermayeye ve insan kaynağına sahip olmadığını kaydeden Prof. Dr. Yorucu, bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının araştırılması ve işletilmesinde Türkiye’nin önemli bir rol üstlendiğini söyledi.

Son dönemde Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler ve Rusya-Ukrayna savaşının Avrupa’nın enerji arz güvenliği üzerindeki etkilerinin, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının stratejik önemini artırdığını dile getiren    Prof. Dr. Yorucu, Avrupa’nın alternatif doğal gaz kaynaklarına yönelmesinin bölgeye olan ilgiyi güçlendirdiğini ifade etti.

Prof. Dr. Yorucu, Doğu Akdeniz gazının makul fiyatlara en yakın alıcı pazarlarına ulaştırılabilmesinin sadece Türkiye üzerinden boru hatlarının döşenmesi ile mümkün olacağının altını çizerek, KKTC’den Türkiye’ye uzanacak yaklaşık 80-100 kilometrelik bir boru hattının mevcut enerji altyapısına entegre edilebileceğini söyledi:

“Türkiye buralardan doğal gazı çıkarıp alıp satabilir. Bu hat üzerinden taşınacak doğal gaz, BOTAŞ Boru Hatlarından Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’na (TANAP) ulaştırılacak. Eskişehir veya Ankara üzerinden de boru hatları Kıbrıs doğal gazını Yunanistan veya Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya taşınabilecek.”

 

“2028 hedefi doğal gaz boru hattı için yeterli bir süre”

 

Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Türkiye ile KKTC arasında planlanan doğal gaz boru hattı projesi için açıklanan 2028 hedefinin teknik açıdan ulaşılabilir olduğunu değerlendirdi.

Projenin belirtilen takvim içerisinde tamamlanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yorucu, uluslararası ölçekte benzer enerji altyapı projelerinin daha kısa sürelerde hayata geçirilebildiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Vedat Yorucu, doğal gaz boru hatlarının ülke sınırlarından geçmesi ile bu projenin Kıbrıs’ta çözüm öncesi, güven yaratan bir katalizör olacağını ifade etti.

 

“Doğal gazın gelmesi sağlık harcamalarını azaltacak”

 

Ekonomist Prof. Dr. Vedat Yorucu, Doğu Akdeniz üzerinden Türkiye aracılığıyla sağlanabilecek doğal gazın KKTC’ye ulaşmasının çok yönlü ekonomik ve sosyal etkiler doğurabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Yorucu, elektrik üretiminde halen mazot, dizel ve fuel-oil gibi fosil yakıtların kullanılmasının hem karbon salınımını hem de hava kirliliğini artırdığını belirterek, bunun uzun vadede sağlık harcamaları üzerinde de baskı oluşturduğunu ifade etti.

Özellikle Teknecik Elektrik Santrali’ne yakın olan bölgelerde solunum yolu hastalıkları ve kanser vakalarında artış gözlemlendiğini savunan Prof. Dr. Yorucu, doğal gaz kullanımına geçişin bu yükü azaltabileceğini dile getirdi.

Prof. Dr. Yorucu, doğal gazın enerji üretiminde devreye girmesiyle birlikte çevresel etkilerin azalacağını bunun kamu sağlık harcamaları üzerinde de dolaylı bir rahatlama sağlayabileceğini söyleyerek enerji dönüşüm sürecinde elektrik fiyatları ve altyapı maliyetlerinin ise kısa vadede bazı ekonomik etkiler yaratabileceğine dikkat çekti.

 

“Yeni istihdam alanları oluşacak”

 

Doğal gaz altyapısının adaya ulaşmasıyla birlikte yeni uzmanlık alanlarına ihtiyaç duyulacağını ifade eden Yorucu, boru hattı mühendisliği, doğal gaz teknolojileri, petrol mühendisliği, hidrojeoloji mühendisliği ve altyapı sistemleri gibi alanlarda eğitimli iş gücüne talep artacağını belirtti.

Sürecin yalnızca enerji sektörüyle sınırlı kalmayacağına dikkat çeken Prof. Dr. Yorucu “İnşaat, tesisat, lojistik ve sanayi alanlarında da geniş çaplı bir ekonomik hareketlilik yaşanacak. Doğal gaz boru hatları, kombi ev içi sıcak su ile merkezi ısıtma veya soğutma sistemleri kurulumu, sayaç sistemleri ve iç tesisatların kurulumu ile birlikte hem kamu hem özel sektörde önemli bir iş hacmi oluşacak.” dedi.

Prof. Dr. Yorucu, doğal gazın evsel kullanıma girmesiyle birlikte ısınma ve soğutma sistemlerinde dönüşüm yaşanacağını belirterek, merkezi sistemlerin yaygınlaşmasının konutlarda enerji verimliliğini artırabileceğini söyledi.

Mevcut enerji yapısında kullanılan LPG gibi yakıtlara kıyasla doğal gazın daha temiz ve uzun ömürlü bir enerji kaynağı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yorucu, dönüşümün hem yaşam konforunu artırabileceğini hem de yapıların bakım maliyetlerini uzun vadede azaltabileceğini ifade etti.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi