3 Temmuz 2026 Cuma

Gürcafer: Hukukun siyasallaştırılması Kıbrıs’taki diyalog sürecine zarar verir

KIBRIS 8
Yayınlama: 03 Temmuz 2026 Cuma 19:29 | Güncellendi: 03.07.2026 19:00 | Kaynak: Kıbrıs Gazetesi | Editör: Kktc Medya
KTİMB Başkanı Cafer Gürcafer, Fransa’daki iade kararının Kıbrıs’taki güven ortamını olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Hukukun siyasi amaçlarla kullanılmasının çözüm sürecine zarar vereceğini vurguladı.
Gürcafer: Hukukun siyasallaştırılması Kıbrıs’taki diyalog sürecine zarar verir

KTİMB Başkanı Cafer Gürcafer, Fransa’daki iade kararının Kıbrıs’taki güven ortamını olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Hukukun siyasi amaçlarla kullanılmasının çözüm sürecine zarar vereceğini vurguladı.

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, Fransa’da verilen iade kararının yalnızca hukuki bir mesele olmadığını, Kıbrıs’taki siyasi denge ve diyalog sürecini etkileyebilecek önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Gürcafer, mülkiyet konusunun ancak kapsamlı bir siyasi çözüm çerçevesinde ele alınabileceğini belirterek, hukuki mekanizmaların siyasi baskı aracı hâline getirilmesinin güven ortamını zayıflattığını kaydetti.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne de çağrıda bulunan Gürcafer, müzakere zeminini güçlendirecek adımların öncelik taşıdığını vurguladı.

Gürcafer’in açıklamasının tamamı şöyle:

“Fransa’daki Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi’nin Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice hakkında verdiği iade kararı, yalnızca bir kişiyi ilgilendiren hukuki bir mesele değildir. Bu karar, Kıbrıs meselesinin siyasi parametrelerini, taraflar arasındaki hassas dengeyi ve adada yeniden oluşturulmaya çalışılan güven ortamını doğrudan etkileyebilecek nitelikte son derece kaygı verici bir gelişmedir. Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği hukukunu siyasi amaçlarla araçsallaştırarak egemenlik iddialarını Kuzey Kıbrıs’a taşımaya çalışması, ne Avrupa Birliği’nin kendi hukuk düzeniyle ne de uluslararası hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaktadır. Avrupa Birliği’ne Katılım Antlaşması’nın 10 No’lu Protokolü açık biçimde, Kuzey Kıbrıs’ta Avrupa Birliği müktesebatının askıda olduğunu hükme bağlamaktadır. Buna rağmen Avrupa Birliği hukukunun Kuzey Kıbrıs üzerinde fiili egemenlik tesis edecek şekilde kullanılmaya çalışılması, hukuki bir değerlendirme değil, siyasi bir tercihtir. Böyle bir yaklaşım yalnızca hukukun güvenilirliğini zedelemekle kalmayacak, aynı zamanda Kıbrıs’taki çözüm perspektifine de ciddi zarar verecektir. Mülkiyet meselesi, Kıbrıs sorununun en temel ve en hassas başlıklarından biridir. Bu konu mahkeme kararları, tutuklama emirleri veya Avrupa Tutuklama Emri mekanizmaları üzerinden değil; ancak tarafların üzerinde uzlaşacağı kapsamlı ve kalıcı bir siyasi çözüm çerçevesinde ele alınabilir. Hukuki mekanizmaların siyasi baskı aracı olarak kullanılmaya başlanması, uzlaşı zemini oluşturmak yerine taraflar arasındaki güvensizliği derinleştirmektedir. Kuzey Kıbrıs ekonomisini hedef alan ve yasal çerçevede faaliyet gösteren kişi ve kuruluşları suçlu gibi göstermeye yönelik bu girişimler, çözüm iradesini güçlendirmemekte; tam aksine çözümsüzlüğü beslemektedir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin himayesinde yeniden ivme kazandırılmaya çalışılan diyalog sürecinin bulunduğu bir dönemde bu tür adımların atılması son derece düşündürücüdür. Temmuz ayı sonu veya Ağustos ayı başında gerçekleştirilmesi planlanan 5+1 formatındaki gayriresmî toplantı öncesinde yaşanan bu gelişmeler, güven artırıcı önlemleri desteklemek yerine müzakere atmosferini zehirleme riski taşımaktadır. Müzakerelerin başarıya ulaşabilmesi için tarafların birbirlerine baskı kurmaya değil, güven inşa etmeye odaklanmaları gerekmektedir. Samimi bir müzakere sürecinin temel şartı karşılıklı iyi niyet, siyasi eşitliğe saygı ve güven ortamının korunmasıdır. Bir taraftan diyalog ve çözüm çağrısı yapılırken, diğer taraftan Kuzey Kıbrıs ekonomisini hedef alan hukuki ve siyasi girişimlerin sürdürülmesi, yapıcı müzakere anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu yaklaşım, Rum tarafının kapsamlı çözüme katkı sunmak yerine, tek taraflı baskı yöntemleriyle siyasi sonuç elde etmeye çalıştığı yönündeki endişeleri daha da güçlendirmektedir. Bu noktada Birleşmiş Milletler’e önemli sorumluluk düşmektedir. Müzakere zemininin korunması ve taraflar arasında güven ortamının zedelenmemesi için tek taraflı adımlar karşısında daha etkin ve yapıcı bir tutum sergilenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde Avrupa Birliği de kendi hukuk düzenine, kurucu antlaşmalarına ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmalıdır. Avrupa Birliği hukukunun siyasi hedefler doğrultusunda farklı şekillerde yorumlanmasına izin verilmesi, yalnızca Kıbrıs meselesine değil, Avrupa hukuk sisteminin güvenilirliğine de zarar verecektir. Öte yandan, Fransa’daki Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi’nin kısa süre önce aynı hukuki çerçevede değerlendirdiği Behdad Caferi dosyasında iadeyi reddetmiş olmasına rağmen, çok kısa bir süre sonra aynı mahkemenin ve aynı yargıçların Rasa Zilevice hakkında tam tersi yönde karar vermesi son derece dikkat çekicidir. Aynı hukuki olgulara ilişkin birbirine tamamen zıt sonuçlara ulaşılması, kararların hukuki tutarlılığı konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu çelişki, Fransız yargısının bu süreçte siyasi baskılardan ne ölçüde etkilendiğine ilişkin kaygıları artırmakta ve hukuki öngörülebilirlik ilkesini tartışmalı hâle getirmektedir. Kıbrıs’ta yeniden şekillenmeye çalışan siyasi diyalog sürecinin önüne engeller koyan, güven ortamını zedeleyen ve taraflar arasındaki mesafeyi artıran bu tür girişimler hiçbir tarafa kazanç sağlamayacaktır. Tam tersine, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılmasını daha da zorlaştıracaktır. Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği (KTİMB) olarak bugüne kadar Kıbrıs’ta kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılması amacıyla yürütülen tüm siyasi süreçlere yapıcı katkı sunduk. Diyalog, uzlaşı ve müzakere zeminini güçlendirecek her girişimi samimiyetle destekledik. Ancak bugün gelinen noktada üyelerimizi ve Kuzey Kıbrıs’ta yasal çerçevede yatırım yapan, üreten ve ekonomik faaliyet yürüten insanları doğrudan hedef alan bu girişimler kabul edilebilir sınırları aşmıştır. Kıbrıs Türk halkının ekonomik varlığını baskı altına almaya yönelik hiçbir girişimi kabul etmemiz mümkün değildir. Ekonomik yaşamı hedef alan baskılar, siyasi çözümün değil, çatışma ve güvensizliğin güçlenmesine hizmet edecektir. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere hükümetimizi, ilgili kurumlarımızı ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini bu süreçte uluslararası hukuk ve diplomasi zemininde gerekli tüm girişimleri kararlılıkla sürdürmeye davet ediyoruz. Aynı çağrıyı Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne de yapıyoruz. Birleşmiş Milletler’in müzakere zeminini koruyacak aktif bir rol üstlenmesini; Avrupa Birliği’nin ise kendi kurucu antlaşmalarına, özellikle de Katılım Antlaşması’nın 10 No’lu Protokolü’ne uygun hareket ederek hukuku siyasi amaçlarla araçsallaştıran yaklaşımlara izin vermemesini bekliyoruz. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşmanın yolu, baskı, tehdit ve tek taraflı uygulamalardan değil; karşılıklı saygı, siyasi eşitlik, uluslararası hukuka bağlılık ve samimi diyalogdan geçmektedir. Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği olarak haklarımızı, üyelerimizin meşru ekonomik faaliyetlerini ve Kıbrıs Türk halkının geleceğini korumak adına her platformda mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi